Şiddet Olaylarına Toplumun Yaklaşımı Nasıl Olmalı
Ataerkil sistemle uyumlu yetişen pek çok birey, özellikle de erkek çocuklar; kendi sınırlarını bilmek, diğer bireylerin sınırlarına saygı duymak, empati kurmak ve yeterli özdenetim sağlamaktan uzak büyütülüyor. Bu zeminde “Haklılık şeması” geliştiren pek çok birey; dilediği zaman, dilediği kimseye, dilediğini yapabilme hakkı görüyor kendinde. İçgörü, vicdan, özeleştiri, empati gibi özelliklerin yetersizliği, antisosyal eğilimleri; yalan, iftira, şiddet ya da suç davranışlarını doğurabiliyor.
İçsel özdenetim mekanizmalarının yetersiz olduğu kişilerin diğer bireylere zarar vermesini önlemek için, toplumsal kurallar ve de yasaların sınırlayıcı olması beklenir. Hemen herkes için geçerli olması beklenen toplumsal kurallar ve yasalar ün, makam, zenginlik, statü sahibi bazı kimseler için keyfi olarak devreden çıkarılır ise, kişilerin zarar verici davranışlarının önünde bir engel kalmamış olur. Benzer bir arka planda yetişmiş ve benzer düşünen kişilerce de, hatalı davrananlar savunulup korundukça bu olumsuz örnekler normalleştirilmiş ve cesaretlendirilmiş olur. Kişi yaptıklarına kendince haklı nedenler bulmaya, bunları savunmaya, hatayı hatayla kapatmaya meyleder.
Ahlaki yozlaşma ve toplumsal şiddetin artmasında bu mekanizmanın önemli rolü vardır. Bu adalete olan inancı temelinden sarsar. Adalet inancının zedelenmesi ise toplumsal barışı tehdit eder ve bireylerin kendi adaletini sağlama yoluna gitmesine, toplumsal şiddetin körüklenmesine neden olur. Bu türden durumlarda bireyin olumsuz davranışlara izin veren tutumunu ortadan kaldırması ve davranışlarının sorumluluğunu alabilmesi için, kanaat önderlerinden, toplumun sağduyulu kesiminden tepki ve eleştirilerin gelmesi olağan ve yerindedir. Özellikle kişinin yakın çevresi ve üzerinde söz sahibi olanların, kişinin olumsuz davranışlarını desteklememesi, nesnel ve hakkaniyetli davranması gerekir.
Yasa uygulayıcıların her bireye eşit mesafede durması ve adaletin gereğini yerine getirmesi, toplumsal barış inşası için esastır.

Bu yazı Bizim izmir Dergisi Aralık 2018 saysında yayımlanmıştır.