EMİNE BULUT CİNAYETİ GÖRÜNTÜLERİNİN ARDINDAN…

PAYLAŞMAK MI, PAYLAŞMAMAK MI?

Emine Bulut cinayetinin görüntülerinin yayımlanması yıllardır tartışılan bir konuyu yeniden gündeme taşıdı. Sosyal medyada yayımlanan görüntülere gelen “Şiddeti olağanlaştırıyor” tepkisine karşılık, “Görüntüler yayımlanmasaydı toplumsal duyarlılık bu kadar olmazdı” savunması yapıldı. Peki hangisi doğru? Yayımlanması mı, yayımlanmaması mı? Şiddet haberlerinin medyada veriliş şekli neden bu kadar önemli?

Sorularımızı yanıtlayan İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Görevlisi Psikiyatrist-Psikoterapist Arzu Erkan Yüce, Emine Bulut cinayetinin ardından yayımlanan görüntülere tepkili. “Cinayet, kanlı içerik ve şiddet içerikleri, şiddeti olağanlaştırmaya, yeniden üretmeye, alışılmasına, izleyenlerin ikincil olarak travmatize olmasına; güçsüzlük, çaresizlik, çözümsüzlük hissedilmesine neden olacağı için dikkat edilmeli.”

KİŞİLİK HAKLARI HESABA KATILMALI

Kitle iletişim araçlarının toplumdaki tutum ve davranışları etkileyebilme ve olumlu ya da olumsuz yönde değiştirebilme gücüne işaret eden Yüce, “Şiddetin şiddeti beslediğini bilerek, yazılı ve görsel medyada her türden şiddet ve ölüm haberlerinin yer alma şekline özen gösterilmeli” diyerek, medyayı bu konuda duyarlı olmaya çağırıyor.

Yüce, öncelikle haberde yer alan ve şiddete maruz kalan kişilerin ve yakınlarının özel yaşamlarının gizliliği ve kişilik haklarının göreceği zararın hesaba katılması gerektiğini hatırlatıyor: “Kişiler tamamen irade ve kontrolleri dışında, görülmesini ya da karşılaşmayı hiç istemedikleri bir şekilde belki milyonlarca kez görüntülenerek şiddete defalarca kez maruz bırakılmaktadırlar. Dijital ortamlarda görüntülerin hiçbir zaman ortadan kaldırılamayacak olması, şiddete uğrayan kişi ve yakınlarının ya da katledilen kişilerin yakınlarının ve bu görüntüleri izleyen kişilerin her seferinde yeniden travmatize olmasına neden olmaktadır.”

ÖZENDİRİCİ OLMAMALI

Şiddet ya da intihar haberlerinin özendirici bir biçimde servis edilmesinin pek çok toplumsal soruna yol açtığını söyleyen Yüce, etik kurallara dikkat çekiyor: “Dünya Sağlık Örgütü intihar haberlerinin medyada nasıl yer alması gerektiğiyle ilgili ilkeler belirlemiştir. Haberler dikkat çekici olmayan bir biçimde olmalı, ayrıntılı kimlik bilgileri, intihar yeri ve yöntemine dair detaylar, fotoğraf ve görüntüler verilmemeli ve haber romantik ya da estetik bir şekilde sunulmamalı. Şiddet haberlerinin medyada yer alış biçiminde de benzer ilkelere dikkat edilmeli.”

FAİL KAHRAMANLAŞTIRILIYOR, MAĞDUR SUÇLANIYOR

Yüce, farkındalık oluşturma ya da yararlılık ilkesi gözetmeyen, herhangi bir çözüm önermeyen bir biçimde servis edilen şiddet haberlerinin faili güçlendirirken, şiddete maruz kalanları kurban rolüne sıkıştırarak güçsüzleştirdiği uyarısında bulunuyor. Kimi paylaşımlarda da faillerin kahramanlaştırdığını, şiddet davranışının haklı gerekçelerinin oluşturulmaya çalışıldığını, şiddete maruz kalanın suçlu ilan edildiğini belirten Yüce, “Faili aklamaya dönük, şiddeti meşrulaştıran söylemler şiddetin, bir sorun çözme yöntemi olarak benimsenmesine neden oluyor” diyor.

ŞİDDETİN MAGAZİNLEŞTİRİLMESİ DUYARSIZLIK ÇITASINI YÜKSELTİYOR

“Öteden beri bu haberlerin özensiz, gelişigüzel bir üslup, dil ve görseller kullanılarak paylaşıldığını, 3. sayfa haberciliğin magazinleştirilerek gündemde tutulduğunu biliyoruz” diyen Yüce, bunun toplumda yarattığı sonuçların vahametine işaret ediyor: “Son yıllarda sosyal medya kullanımının da yaygınlaşmasıyla; hem profesyonel haberciler hem de sosyal medya kullanıcıları tarafından, ilgi çekmek, rating ve etkileşim yakalamak uğruna etik ve vicdani kurallar göz ardı edilerek, olayların bütün ayrıntılarıyla paylaşıldığını, adeta bir şiddet pornografisi yaratıldığını görüyoruz. Yalnızca fiziksel ya da cinsel şiddet eylemlerine ya da görüntülerle tepki uyandırılabilen olaylara vurgu yapmak, sistematik bir biçimde hepimizi etkisi altına alan diğer şiddet türlerinin hafife alınması ve kanıksanmasına neden oluyor. Ne yazık ki çıta giderek yükselmekte, korku filmlerini andıran şiddet görüntü ya da senaryoları olmadıkça toplumsal duyarlılık oluşmamakta” diyerek olayın vahametine işaret ediyor.

ŞİDDETİ YENİDEN ÜRETMEMEK İÇİN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

Psikiyatrist-Psikoterapist Arzu Erkan Yüce, medya ve sosyal medyada şiddet haberlerinin nasıl sunulması gerektiğini, uyulması gereken etik kuralları şöyle sıraladı:

– Failin ya da şiddete uğrayanın kimlik özelliklerine ya da davranışlarına vurgu yapılmamalı. Örneğin bir failin “Suriyeli, bunalımda, karısı tarafından aldatılmış, işten atılmış, cinnet geçirmiş…” olması, faili haklı gösterme ya da belli gruplardan kimselerin topluca suç işlemeye meyilli olduklarını işaret etme yanlışına yol açar.

– Haberlerde aynı şekilde, şiddete uğrayanın mini etek giymesi, trans olması, aşırı makyajlı olması, geç saatte dışarıda olması, eşini aldatması gibi detaylara yer verilmesi şiddet davranışının haklı gösterilmeye çalışılması anlamına gelir. Şiddete maruz kalandan “Masum, melek, ana, namusuyla parasını kazanan…” gibi ifadelerle bahseden haber ve paylaşımlarsa, bazı şiddet eylemlerinin korkunç bazılarınınsa meşru olduğu varsayımını barındırır.

– Şiddet içeren olaylar, sahneler ve görüntüler ne kadar sık ve ne kadar uzun süre ekrana gelirse, zararlı etkilerin o oranda artığına dair birçok bilimsel araştırma mevcut. Şiddet içeren sahnelerin dehşet içeren ayrıntılarının dillendirilmesi, görüntülerin tekrar tekrar paylaşılması, felaketleştirici yorumlarla pekiştirilmesi, şiddetin günlük yaşamın sıradan parçasıymış gibi kanıksanmasına neden olur. Bazen iyi niyetli olarak, daha fazla dikkat çekebilmek, farkındalık ve kamuoyu oluşturabilmek için paylaşılan bu detaylar, tam aksine duyarsızlık ve inkâr davranışını beraberinde getirir, kimi zaman insanları gerçeklikten, insani duygulardan ve değerlerden uzaklaştırır.

– Kutlamalarda kullanılan silahlar, cezalandırılması gerektiği düşünülen kimselere yönelik aleni şiddete çağrı söylemleri, bireysel silahlanmadaki artış, insanların adaleti kendi elleri ile sağlama gayretinin olağan görülmesi şiddet davranışını artıran diğer unsurlardandır. Medyada, dizilerde bu görüntülerin normalleştirilmesinin önüne geçilmelidir.

– Cezanın artırılmasının caydırıcılıkta etkili olmadığı, idamın hala geçerli olduğu ülkelerdeki suç oranlarıyla da, geçmişte yapılan karşılaştırmalarla da defalarca gösterildi. Bu öneriler toplumun vicdanını rahatlatmak üzere sunulan girişimlerdir.

– Şiddete tüm kurum ve toplumsal kesimlerle birlikte çözümler aranmalıdır. Çözüm; şiddeti ve suç eğilimini besleyen, başta çocuklar, kadınlar, LGBTIQ+ bireyler, yaşlılar, engelliler, hayvanlar, doğa, yani tüm canlıları hedef alan sorunların tespiti ve üzerine gidilmesidir.

– Türkiye Psikiyatri Derneği’nin, habercileri bu konularda özenli olmaya davet eden pek çok açıklamasında da belirtildiği gibi, şiddet olaylarına ilişkin paylaşımların etik ilkeler

çerçevesinde yapılması büyük öneme sahiptir.

– Şiddeti olağanlaştırmaya, yeniden üretmeye, alışılmasına, izleyenlerin ikincil olarak

travmatize olmasına; güçsüzlük, çaresizlik, çözümsüzlük hissedilmesine neden olmamak için; şiddete uğrayan ve yakınlarının kişilik haklarının zarar görmemesi ve daha fazla travmatize olmamaları için profesyonel haberciler ve sosyal medya kullanıcıları olarak hepimiz paylaştığımız içeriğe dikkat etmeliyiz.

Hilal TOK tarafından kaleme alınan bu röportaj Evrensel Gazetesi’nde yayımlanmıştır.