ÖNCE, ZARAR VERME

Damgalama her yerde

Psikiyatri ihtisasına başladığım ilk hafta, kıdemli bir meslektaşım bana hastalıklardan bahsederken “‘Borderline’ olacağıma ‘şizofren’ olmayı tercih ederim” demişti. Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB) tedavisinin yönetilmesinin ne kadar güç olduğunu vurgulamaya çalışıyor sayılmazdı. Yaptığı; hem şizofreniyi hem de borderline kişilik bozukluğunu yermekten, her iki hasta grubunu damgalamaktan başka bir şeye hizmet etmiyordu. Meslek yaşamım boyunca onun gibi düşünen pek çok ruh sağlığı çalışanına rastladım (Neyse ki meslek yaşamım boyunca her türden ruhsal sıkıntıya deva olmak gayesinde, ayrım yapmaksızın her bireye son derece saygı ve şefkat duyan, etik ve ehil pek çok hoca ve meslektaştan çok şey öğrenme, bilge terapistlerle özdeşim kurma imkanım oldu.) Bir meslektaşımızdan bahsederken (cinsel imalarla) “Aman o biraz ‘bordır’” şeklinde hakaretamiz göndermelere de, topluma nasıl bir faydası dokunacağı anlaşılamayan: “(…) güzel, zeki bir borderline kadından daha çekici, erkeği göklere çıkaracak, mutlu edecek bir kadın da yoktur. (…) erkeğini mutlu etmeyi çok iyi bilir. (…) cinsel olarak her türlü fanteziye açıktır. (…) Bir erkek ‘borderline’ bir kadınla ilişki yaşamamışsa çok şey kaybetmiş demektir. (…)” diyen köşe yazılarına da… Ya da Ekşi Sözlük’te onlarcasını okuyacağınız “borderline sevgili” entry’lerine… İkisini buraya alıntılayayım: ““Bir psikiyatrist arkadaşım borderline sevgilisi olan bir arkadaşım için aklın varsa kaç kurtul, ne yaparsan yap olmaz, kendini kandırma” demişti. Maalesef sonuç facia oldu.”, “Bir uzmandan falan yardım almaya kalkmayın, paranız boşa gider. ‘Uzak durun’ sözünü duymak için 300TL seansa para vermeyin!”

En son söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim: “‘Borderline’lar’ şöyledir böyledir, uzak durun, kaçın kurtulun” diyen ruh sağlığı çalışanlarına karşı temkinli olmakta yarar var.

BKB tarih boyunca en fazla etiketlenmeye, damgalanmaya maruz kalan psikiyatrik tanılardandır. Tıpkı depresyon ve anksiyete bozukluklarında olduğu gibi kadınlarda daha sık görülür. Her üç rahatsızlığın da, bireylerin hak ettikleri etik yaklaşım ve tedaviye erişememelerinin de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve kadına yönelik sistematik şiddetin yansıması olduğunu düşünüyorum. Örneğin BKB’li kadınlar pek çok alanda dürtüsellik göstermelerine karşın her nedense cinsellik alanında yaşadıkları dürtüsellik –çoğunluğu erkek- kimi ruh sağlığı uzmanlarının da diline dolanan, cinsel çağrışımların, alaycı gülümsemelerin, imaların havada uçtuğu bir durumdur. Tersinden bakacak olursak, BKB’li bir erkeğin cinselliği nasıl yaşadığı, partnerini nasıl da göklere çıkardığı dillere destan olmaz, mutlaka -en fazla bir kez- tadılması gerektiği salık verilmez. İlginin odak noktası; “Bağımlı baba”ların mağdur ettiği “borderline çocukları”, “narsisist adamlar”ın mağdur ettiği borderline partnerleri değildir de, nedense BKB’li kadınlar tarafından mağdur edilen erkeklerdir. Sanki bir ruhsal bozukluk diğerinden daha makbul, biri diğerinden daha aşağı ya da ahlaklıymışçasına sınıflandırmanın bilimsel bir tarafı olmadığı açık. Öte yandan bu sınıflandırmaları yaparken, yani kadınlar erkekler diye bölerken; heteronormatif dar bir bakış açısından da bakılmakta, çoğu BKB’li kişinin aseksüel, gay, trans ya da biseksüel olabileceği olasılığı tümüyle yok sayılmaktadır.

Biraz hareketli, “rahat” yaşayan, dürtüsel özellikleri olan, özellikle kadın danışanların görülüp sen “borderlaynsın” denilip ikinci bir randevu verilmediğine, sanki tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanmış ya da bir suç işlemişçesine cezalandırılır ya da ölüme terk edilir gibi sahipsiz bırakıldıklarına, bir -başka- psikiyatriste yönlendirilmediklerine sıklıkla tanık oluyoruz. Bu kimselerin uzun süre umutsuz, çaresiz ve suçlu hissederek yeniden bir başka terapiste başvurmaktan kaçındığını, tedavi olabileceklerine olan zayıf inançlarını da yitirdiklerini gözlüyoruz. Cesaretlerini toplayıp yeniden terapiye başvurduklarında bu kişilerinin tanılarının BKB ve/veya, bipolar bozukluk, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), depresyon, anksiyete, alkol-madde kullanım bozukluğu ve intihara yatkınlık olabildiğini saptıyor, uygun ilaç tedavisi, terapötik ilişki ve psikoterapi yöntemleri ile bu kişilerin yeniden hayata bağlandığını görüyoruz.

Zaten rahatsızlığın belirtisi olan, kişiyi terapiye getiren özellikler ile kişileri tanımlamak; suçlamak, hedef göstermek, umutsuzluğa sürüklemek; “borderline kadın” diye sıfatlandırarak ballandıra ballandıra cinsellik anlatmak, ilişkide kalmaya ve ilişkilerini onarmaya çalışan partnerleri alay konusu etmek ya da ayrılığa teşvik etmek, büyük çoğunluğu başta cinsel istismar olmak üzere çocukluk çağı istismarından sağ kurtulmuş bu kimseleri yalnızlaştırmak, şiddete maruz bırakmak, yeniden istismar etmek değil de nedir? Aynı şekilde, “Ben bu rahatsızlığın tedavisini bilmiyorum, yetkin değilim, yeterli değilim, benim uyguladığım terapi yöntemi bu rahatsızlıkta etkin değil” demek yerine; “Bu hastalar da iyileşmiyor, “bunlar” da iflah olmuyor, uzak durun, uzak duralım” söylem ve yaklaşımını bu bilim ve teknoloji çağında, bunu yapan kimselerin kendi şema ve dinamikleri ile ilişki kurmadan anlamak mümkün değil. Bu türden bakış açısı olan ruh sağlığı profesyonellerinin özeleştiri vermeleri; kendileri ile ilgili yardım ve süpervizyon almaları gerektiği çok açık.

Bunları söylerken her ruh sağlığı çalışanının her başvuranı kabul etmek zorunda olduğunu, her rahatsızlığı “tedavi etme”ye yetkin ve istekli olmak zorunda olduğunu öne sürmüyorum elbette. Hatta aksine bu tür durumlarda danışana uygun ve gerekli açıklamalar yapılarak, net sınırlar çizmeyi; saygılı, empatik ve bilgilendirici bir konuşma ile danışanın yararlanabileceği bir adrese yönlendirilmesini de doğru ve gerekli bulurum. “Önce zarar vermemek” ilkesi hepimizin önceliği olmalı.

Borderline Kişilik Bozukluğu Nedir?

Ruhsal Bozukluklar Tanısal ve Sayımsal Elkitabı DSM–5’te toplam on tip kişilik bozukluğu incelenir; bunlar A, B ve C olmak üzere üç kümede toplanır.

A Kümesi (tuhaf ve alışılmamış): Paranoid, Şizoid ve Şizotipal Kişilik Bozukluğu

B Kümesi (hareketli ve kararsız): Antisosyal, Narsistik, Histriyonik ve Borderline Kişilik Bozukluğu

C Kümesi (endişeli ve korkan): Çekingen, Bağımlı ve Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu

Bu on kişilik bozukluğunu birbirinden ayırırken çok net nörobiyolojik tanımlamalar yapmak, keskin sınırlar çizmek güçtür.

Borderline (Sınırda) Kişilik Bozukluğu, nüfusun % 2-3’ünü etkileyen ciddi ve karmaşık bir kişilik bozukluğudur. Psikiyatri başvurularının neredeyse beşte birini oluştururlar. BKB görülen kişiler, duygularını düzenlemekte ve dürtülerini kontrol etmede güçlük yaşarlar. Denetimsiz öfke krizleri, kendilerine zarar verme ya da intihar davranışları sergilerler. BKB’li bireylerin önemli bir bölümünün intihar girişimleri, ölümle sonuçlanır. BKB’li kişilerde depresyon, kaygı, bağımlılık ve ilişki sorunları yaygındır. BKB, Bipolar Bozukluk ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu ile hem güçlü benzerlik hem de birliktelik gösterir. BKB’li bireyler çoğunlukla uzun süreli bir ruh sağlığı izlemine ihtiyaç duyarlar. Yaygın inanışın aksine tedavi imkansız değildir, terapilerden oldukça yarar görürler.

Borderline Kişilik Bozukluğu kimlerde görülür?

Biyolojik yapı BKB’nin çok önemli bir bileşenidir. Belirtilerin ortaya çıkışında gen çevre etkileşimi rol oynar. Çoğu BKB’li bireyin geçmişinde travmatik erken çocukluk deneyimleri vardır. BKB’lilerin %50-70’inin çocuklukta sözel, ruhsal ve fiziksel şiddet, cinsel istismar ve ihmal yaşadığı bilinmektedir. Ailede bağımlı ilişkiler, narsisist ya da antisosyal ebeveynlere sık rastlanır. Yetersiz bakım ve şefkat, tutarsız ebeveynlik, erken ebeveyn kayıpları ya da travmatik ayrılıklar, eleştirel, aşağılayıcı, dışlayıcı, çocuğun gereksinim ve duygularını bastıran, mutsuzluğu teşvik eden, kişi sadece acı çektiğinde bakım veren bir aile ortamları sıktır.

Temel bakım ve ruhsal gereksinimleri çocukluğunda karşılanmamış olan bu kimseler yaşam boyu bunların yoksunluğunu hisseder. Yaşadıkları şema kimyası (Kişi şemaları yani rahatsızlığını tetikleyen kişilere karşı bir çekim hisseder) nedeniyle mesafeli, uzak, eleştiren, küçümseyen, tutarsız, sadakatsiz, çok eşli ve hatta şiddet uygulayan partnerlerle olan ilişkilere çekilirler. (“BKB’lilerin partnerleri” diye de Ekşi Sözlük’te bir başlık açmak mümkündür aslında.)

Borderline Kişilik Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

Geçmek bilmeyen boşluk ve sıkıntı hisleri, kimlik karmaşası, dürtüsel alışverişler, riskli cinsel deneyimler, madde kullanımı, dikkatsiz araç kullanımı, tıkınırcasına yeme ya da çıkarma gibi dürtüsel davranışlara sık rastlanır. Bağlanma sorunları, duygusal yoksunluk, terk edilme, dayanıksızlık, bağımlılık, cezalandırıcılık, boyun eğicilik, kusurluluk, başarısızlık, sosyal izolasyon şemaları sıklıkla görülen uyum bozucu şemalardır. Güvensizlik, kuşkuculuk ve kötüye kullanılma şemaları nedeniyle kısa psikotik dönemler yaşayabilirler. “Ya hep ya hiç” tarzı düşünüş, aşırı genelleme, akıl okuma, duygudan sonuç çıkarma, falcılık, -meli, -malı, etiketleme, karamsarlık, olumluyu görmezden gelme, başarıyı küçültme, insanları hızlı bir biçimde yüceltme aynı hızda değersizleştirme, sık görülen bilişsel çarpıtmalardır.

 

Borderline Kişilik Bozukluğu ve yakın ilişkiler

BKB’li kişiler, engellenmeye ve belirsizliğe dayanıksızlık, dramatik ruh hali değişiklikleri, nedensiz huzursuzluk ve şiddetli öfke gibi belirtiler gösterirler. Duygusal dalgalanmalar sıklıkla zorlayıcı yaşam olayları, içsel çatışmalar ve kişiler arası ilişki sorunlarını takiben ortaya çıkar. BKB’li bireyler, dışlanma, ve terk edilme algısına karşı aşırı duyarlıdırlar. Bu olasılıklar karşısında patlayıcı öfke krizleri, kendine zarar verme, intihar tehdidi ya da girişimleriyle tepki verirler. Sevilmeme, değersizlik, ayrılık algısı atlatıldığında hiçbir şey olmamış gibi tamamen normale dönebilirler. BKB ya da sınırda kişilik özelliklerine sahip olan kişiler yaşamlarının çoğunu boşluk duygusunun hâkim olduğu, sevilen kişilerle çatışmadan kaçındıkları ve aşırı uyumlu bir halde geçirirler. Kaybetmekten korktukları kişilere aşırı uyum göstererek yaşadıkları bu dönemde, kriz anlarında patlayacak olan öfkenin yavaş yavaş biriktiğini söyleyebiliriz. Bu durumları hayli kafa karıştırıcıdır. Bu türden davranışları ikili ilişkilere zarar verdiğinden, kendisini gerçekleştiren kehanetle karşılaşırlar ve genelde korktukları başlarına gelir: Sevilen kişi ayrılmayı işaret eden bir davranış gösterir ve BKB’li kişi kendisini sevilmez, terkedilmiş, çaresiz hisseder. Algılanan acı tarifsizdir. Kişi kontrolünü neredeyse tamamen kaybeder. Aşırı uyumlu dönemde biriken öfke tüm yoğunluğu ile ortaya çıkar. Sevilen ve yüceltilen kişi bir anda değersizleşebilir, düşman haline gelebilir. Bu aşamada BKB’li, kendine ya da partnerine karşı son derece yıkıcı davranışlar sergileyebilir, zarar verebilir. Sessiz dönemdeki itaat ve kaybetme korkusu yerini intikam duygularına bırakabilir. Evi terk eder, partneri evden kovabilir, yasal sorunlar yaşanmasına neden olabilir, şiddet uygulayabilir, partnerin özel bilgilerini deşifre edilebilir, intihar tehditleri ya da girişimleri ile partneri maniple edilebilir… Bu kasırga hali sona erdiğinde yaşanan abartılı tepkileri pişmanlık ve aşırı bir suçluluk hissi izler. Kişi bu dönemde kendisini cezalandırabilir. Sergilediği davranışlardan ötürü bu kez kendisine öfkelidir. Aşırı alttan almaya, özür dilemeye, yeniden boyun eğmeye başlarken duygulardan yeniden uzaklaşarak kopuk bir moda geri döner. Ta ki bir sonraki kriz anına kadar… Bu döngü halinde sürer. Şiddetli ruhsal değişiklikler, öfke patlamaları ve dürtüsel davranışlar ürkütücü ve yıkıcıdır. Yakın çevreleri şaşkın, endişeli ve tükenmiş hissederler. Ne yakınlaşmak ne de uzaklaşmak çözüm olur.

 

Borderline Kişilik Bozukluğu’nda Terapi İlişkisi

 

BKB kişi ve yakınları için ne kadar zorlayıcı ise tedaviyi yürüten uzmanlar için de bir o kadar zorlayıcıdır. Danışan terapiste güvensizlik, aşırı bağlanma, terkedilme kaygısı, aşırı olumlu ya da olumsuz aktarımlar, aşırı değersizleştirme ve yüceltme, hatta düşmanlık ya da saldırganca tutumlar, manipülatif intihar girişimleri, tedaviyi sabote etme gibi durumları yaşayabilir. Terapistin de danışana karşı olumsuz aktarımları olabilir. Terapist tüm bu olasılıklar konusunda bilgili, uyanık, hazırlıklı ve donanımlı olmalıdır.

 

Bu konuda uzman olmak seneler süren maddi ve manevi olarak zorlayıcı eğitimler, süpervizyonlar ve ciddi fedakârlıklar gerektirmektedir. BKB’li kişinin öznel yaşantısında ve yakın ilişkilerinde yaşadığı tüm çalkantı ve zorluklar terapi ortamında ve terapistle olan ilişkide de kendisini gösterir. Bu nedenle bir yandan yardımcı olmaya çalışırken diğer yandan sınırları koruma ve terapötik ilişkiyi sürdürmek terapist açısından da hayli zorlayıcıdır. Mesleki konsültasyonlar, süpervizyonlar ile danışana daha fazla yardımcı olabilmenin yollarını sıklıkla araştırmak gereklidir.

 

Borderline Kişilik Bozukluğu Tedavisi

BKB tedavisinde ilaç tedavileri, Bilişsel Davranışçı Terapi, Diyalektik Davranışçı Terapi, Şema Terapi, grup terapisi, ilişki ve aile terapileri, kısa süre hastaneye yatışlar etkili olabilmektedir.

Tedavide; dürtü kontrolü, duygudurum dalgalanmaları, intihar eğilimleri, alkol madde kullanımı, eşlik eden depresyon, kaygı, DEHB, TSSB, tedavisi ilaç tedavisi ve gerekirse hastaneye yatışlarla düzenlenir. Terapilerde; kişinin ayrılmaya ve yalnız kalmaya olan duyarlılığının azaltılması, sağlıklı bağlanma gerçekleştirilmesi için kopuk modun devreden çıkarılması, duygu durumun düzenlenmesi, duyguların uygun ifadesi ve öfke kontrolünün sağlanması, aşırı eleştirel ve cezalandırıcı iç ses ile mücadele edebilmesi, dürtüsel tepkilerin durdurulması, kendisi ve başkası için sağlıklı sınırları tanıması ve gözetmesi, sağlıklı ilişkiler geliştirmesi, ayrılma bireyleşmesini tamamlama ve güçlü bir kimlik algısı geliştirmesi konusunda çalışılır. Terapiler yıllarca sürebilir.

 

Terapilerde Sınırlar

Sınır sorunları terapist danışan ilişkisinde de karşımıza çıkmakta, kimi zaman terapinin devamını güçleştiren yıkıcı tepkiler görülebilmektedir. Bunların yönetimi oldukça güçtür. Bir başka önemli konu ise terapistin kendi sınırlarını ve danışanın sınırlarını gözetememesi, farkında olmadan ya da art niyetli olarak danışanın sınırlarını ihlal etmesi hatta danışanı istismar etmesi riski söz konusudur. Bu tüm danışanlar için geçerli iken, BKB tedavi ilişkisinde daha da dikkat edilmesi gereken bir konudur.

Danışan terapist ilişkisi, terapi ekolüne ve terapistin deneyimlerine göre şekillenen belli kurallar ve seans yapısı ile çerçevelenmiş, sınırları belirli son derece özel bir ilişkidir. Terapi ilişkisi, kendi içinde insan insana ilişkinin getirdiği karşılıklı etkileşime göre şekillenen, yer yer esneklik gerektiren, karmaşık ve biriciktir. Birbirinden farklı çok sayıda terapi ekolü ve terapi ilişkisi vardır.

Terapistin Kendini Açması

Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi, Kabul ve Kararlılık Terapisi gibi ekollerde terapist danışan ile bir ekip çalışması içinde olduğu gerçeğinden hareketle karşılıklı etkileşimin ön planda olduğu seanslar gerçekleştirmeye gayret eder. Terapistin ve danışanın terapi hedeflerini gerçekleştirmede iki “uzman”; etkin ve sorumlu olduğu kabul edilir. Bu ekollerce uygulanan seanslarda terapist; “rol model olma”, “empatik yüzleştirme”, “kendini açma (self-disclosure)” gibi kavram ve teknikleri yeri geldiğinde ve uygun yöntemlerle devreye sokarak danışana yardımcı olur.

Tüm bu seanslarda hiyerarşik bir yapılanmadan uzak, karşılıklı eşitlik ve saygı kavramı gözetilir. Danışan bu sayede gerçekçi sınırlar içinde mekanik olmayan insan insana bir ilişki deneyimlerken, içgörü kazanma, motive olma, gereksinimlerinin farkında varma, yeni beceriler öğrenme, davranışlarının sonuçlarını test etme ve ötekinde yol açtığı etkilerden haberdar olma fırsatına erişir.

Terapötik hedeflere uygun bir “kendini açma”, danışanı sorunlarını fark etmeye ve dile getirmeye teşvik eder; terapötik ilişkiyi güçlendirir, danışanın terapiye devam etme ve terapiden yararlanma olasılığını artırır. Terapistin daha otoriter, sessiz ya da sorulara yanıtsız kaldığı terapi ekollerinde çoğu danışanın terapileri yarıda bıraktığı ve başka bir terapiste yeniden başvurmaktan uzun süre kaçındıkları gözlenmektedir. Kendini açmada esas olan terapistin kendi sıkıntılarını danışana aktararak rahatlaması ya da danışan tarafından sorulan özel yaşama ilişkin tüm sorulara cevap vermesi değildir. Kendini açma tamamen terapötik amaca hizmet eder nitelikte; bazı duygu, düşünce ve deneyimlerin danışanla paylaşılmasıdır. Örneğin terapistin kendisinin de terapi sürecinden geçtiğinden ve sürecin kendisi için de kimi zaman ne kadar belirsiz ya da zorlayıcı olduğundan bahsetmesi, terapistin tümgüçlü bir izlenimden sıyrılmasını sağlar, danışanın damgalanma kaygısını ortadan kaldırarak kendini açmasına yardımcı olabilir. Burada amaçlanan bir teselli ya da öğüt vermek değildir, danışanın zihninde metaforik dönüşüm sağlayan bir deneyim paylaşımıdır. 

Benzer şekilde; iletişim becerileri, sorun çözme yöntemleri gibi becerilerin kazanılması konusunda terapistin seanslarda rol model olması ile danışan, davranışsal deneyleri daha cesaretli ve verimli biçimde gerçekleştirebilir. Şema Terapi’deki “Empatik yüzleştirme” ise danışanın davranışlarının karşısındakinde ortaya çıkardığı duygulanım ve eylemler hakkında geribildirim almasını, aynalanmasını ve içgörü kazanmasını sağlar. Örneğin terapistin, kendisini seanslarda iletişime kapattığı zamanlarda ona ulaşmayı çok istemesine rağmen bunu yapmakta zorlandığını ve ne kadar engellenmiş hissettiğini empatik ve şefkatli bir tutumla danışanla paylaşması ve seans içinde bu konunun çalışılması, danışana başka insanlarla ilişkilerinde de benzer nedenlerle iletim sorunu yaşadığını fark etme fırsatı sunar. Bu teknikler konusunda terapistlerin de kendi güçlük, karşı aktarım ve şemaları hakkında farkındalıklarının olması, kendi eğitim ve süpervizyon süreçlerinde bu konuları çalışmış olmaları son derece önemlidir.

Terapistin sahip olması gereken asgari özellikler

  • Empatik ve eşitlikçi yaklaşmalı
  • Etkin bir şekilde dinlemeli, konuşmaları anlaşılır olmalı
  • Gerçekçi sınırları çizebilmeli ve koruyabilmeli
  • Etik olmalı; danışanları ve ruhsal rahatsızlıklar hakkındaki bilgileri danışanlar aleyhine değil yararına kullanmalı
  • Etiketleyici, damgalayıcı, ahlakçı, yargılayıcı, cinsiyetçi olmamalı
  • Danışanın siyasi, dini tutumlarına saygı göstermeli, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmeli
  • Gizlilik ilkesine, mahremiyete ve güven ilişkisine uymalı
  • Süreklilik ve tutarlılık göstermeli
  • Kanıta dayalı psikoterapi yöntemlerini, ilkelerine uygun uygulamalı
  • Alanında yetkin, kuramsal eğitimlerini; denetimli, standardize süpervizyonları tamamlamış olmalı
  • Kendisi de psikoterapi sürecinden geçmeli, mesleki gelişimini sürdürmeli, süpervizyon ya da intervizyonlarını yaşam boyu sürdürmeli
  • Bilmediğini kabul eden, merak eden, araştıran, soru sormaya teşvik eden, soruları yanıtlayan, anlatan, makul ölçüde ulaşılabilir biri olmalı
  • Gerçekçi hedefler koymaya ve ulaşmaya yardım etmeli
  • Sağlıklı kararlar almayı, işlevsel davranışlar sergilemeyi desteklemeli, bunların gerçekleşmesi için sabırla emek vermeye devam etmeli
  • Geri adım atmayı, hatalı durumlarını kabul etmeyi, özür dilemeyi ve telafi etmeyi bilmeli
  • Seanslarda danışan dışında başka bir konu ile ilgilenmemeli, seans yapısına sadık kalmalı
  • Empati sınırlarını aşarak, duygularını ve davranışlarının denetimini yitirmemeli, şaka, mizah, üzüntüye eşlik ederken sınırları korumalı
  • Danışanın bilgisi ve izini dışında seansları kayıt altına almamalı, alınan kayıtları danışanın izni olmadan bilimsel ortamlarda kullanmamalı
  • Terapötik amacı olmadan, danışanla kişisel hayatına ya da kendisine ait detayları paylaşmamalı (Terapistin kendisini açmasıyla ilgili kısım yukarıda açıklanmıştır.)
  • Terapist danışanla aşk yaşayamaz, sevgili olamaz, cinsellik yaşayamaz, arkadaş olamaz, basit selamlaşma dışında dokunamaz, beden sınırlarını ihlal edemez, danışanı öpemez, özel yaşamda görüşemez, sosyal medya ve elektronik ortamda danışanla ilişkisini sınırlandırır. Danışana karşı romantik ya da cinsel hislerini gerekçe göstererek tedaviyi sonlandırıp, “kişinin artık danışanı olmadığı” savıyla romantik ya da cinsel ilişki kurma talebinde bulunamaz. Ne yazık ki her kesim ve meslek grubunda olabildiği gibi, ruh sağlığı çalışanlarında da bu olumsuz örneklere ve istismar olgularına rastlamaktayız. Danışana karşı terapötik olmayan duygular hisseden terapistin terapi ilişkisini uygun bir dille sonlandırarak danışanını bir meslektaşına devretmesi, tedaviyi sonlandırdıktan sonra danışanla hiçbir biçimde etkileşimde bulunmaması, kendisinin de bu konuda süpervizyon alması gerekir.

Danışanlara

BKB tüm diğer ruhsal sorunlar gibi tedavisi belli oranda mümkün bir rahatsızlıktır. Bu sizin utanç ya da suçluluk duyacağınız bir kusur değildir. Unutmamak gerekir ki, alanında yetkin her terapist BKB konusunda uzman olmak zorunda değildir. Tedavi ve terapi arayışlarından asla vazgeçmeyin. Doğru yöntem, uygun ilaç ve terapisti bulmak hemen herkes için zaman alan ve defalarca kez denemeyi gerektiren bir süreçtir. Terapistinizin size karşı uygun olmayan bir yaklaşım sergilediğini düşünüyorsanız bunu onunla paylaşmalısınız. Bunları açıklıkla konuşamıyor ve yarar görmediğinizi ya da zarar gördüğünüzü düşünüyorsanız bir başka terapist tarafından konsülte edilme talebinizi iletebilir, istismar/cinsel istismar kapsamında bir davranışa maruz kalıyorsanız terapilerinizi derhal sonlandırabilir, bir başka terapistin yardımına ve yasal yollara başvurabilirsiniz.

Son söz

Ruh sağlığı alanında çalışanların mesleki bilgi, beceri ve yetkinliklerini cinsiyetçi sınıflandırmalardan uzak; etiketleme, damgalama, ötekileştirme ve yalnızlaştırmaya; ruhsal, bedensel ve cinsel saldırılara, her türden istismara sebebiyet vermeyecek şekilde kullanmaları temel bir gerekliliktir.

“Önce zarar vermemek” ilkesi hepimizin önceliği olmalı.

Arzu Erkan Yüce