Mutluluğun Sırrı Nedir?

Hemen hepimiz, mutlu ve başarılı olmamız gerektiğine, sonu gelmeyen ihtiyaçlarımız olduğuna inanıyoruz. Tüketim çağının taktikleri gereği de inandırılıyoruz. Dünyada bunca kötülük, haksızlık ve adaletsizlik mutlu olmak öyle kolay değil. Yapabileceğimizin en iyisi; yaşamı, acısıyla tatlısıyla anlamlı kılmaya, yaşamayı öğrenmeye çalışmak, yeni bilgi ve deneyimlere açık olmak, olabildiğince esnemek ve kendimizi, yaşamı ve insanları yargılamadan kabul edebilmek. Varlık, başarı ve ün peşinde koşarken kazandığımız ne varsa bir yandan harcıyor, yolun sonunda koca bir boşluk duygusu ile kalakalıyoruz.  Tükenmişlik Sendromu, kronik psikosomatik rahatsızlıklar, depresyon, kaygı bozuklukları, alkol-madde kullanım bozuklukları, ilişki sorunları gün geçtikçe artmakta.

 

Peki, bunca koşturmaca ve çaba ile bu kadar çok “iyi”ye sahipken nasıl oluyor da sağlığımız bozuluyor? Çünkü anlık mutlulukların peşinde koşarken daha birine doymadan diğerini kovalamaya başlıyoruz. Deposu delinmiş son model bir araç gibiyiz, yakıt ikmali yapmak için sürekli duruyor, yolculuktan zerre haz alamıyoruz, gidilecek yollarsa hiç bitmiyor. Tüm meslekler işi gücü bıraktı mutluluğun formülü aranıyor. Ne yiyeceğimizden, ne giyeceğimize, hangi sporun neremize iyi geleceğine, hangi yatakta uyuyup nerede uyanacağımıza, hangi burçlarla ilişki kuracağımıza kadar formüller havada uçuşuyor. “Kendimizle baş başa kalmak”, “inziva”, “şükür”, “şefkat” “dinlenmek”, “tadını çıkarmak” kavramlarını unutalı çok olmuştu ki neyse ki imdadımıza yine popüler kültür yetişti de “farkındalık” “anda kalma” “nefes” “yoga”nın “trend” olmasıyla ruhumuz bir nebze huzur buldu(!) Saydığım tüm kavramları oldukça anlamlı buluyor ve önemsiyorum elbette, yalnızca her kavramın hemen içini boşaltıp bir “trend”e “sektör”e dönüştürülmesine itirazım var. Yoga deneyimi sırasında insanlar “o poza giremediği için” stres olmamalı, “evrene pozitif mesaj gönderemediği için” yetersiz hissetmemeliler. Her türlü fanatizmi ve bu uğurda oluk oluk para akıtılmasını zararlı buluyorum.

Peki, para mutluluk getiriyor mu? Yoksulluğun mutsuzluk getirdiğini söyleyebiliriz ancak varlıklı olmanın mutlulukla belli bir yere kadar doğru orantılı, belli bir yerden sonra ise ters orantılı olduğu gösterilmiş. Yani para mutluluk getirmiyor ama parasızlık mutsuzluk getiriyor. Çok çalışmak yerine ‘yeterince’ çalışmak ve ‘aylak’ zamanlar da geçirebilmek de bir o kadar anlamlı. Yeni deneyimler, yolculuklar, keşifler, yeni bir dil ya da çalgı çalmayı öğrenmek ya da bir gösteri izlemek, iyi hissettirmenin yanı sıra uzun dönemde de, iyi hatırlanan ve kişiyi doyuma ulaştıran eylemler. Yapılan araştırmalarda cömertlik, şefkat, kabul ve şükran kavramlarının ruh sağlığı üzerine olumlu etkileri olduğu gösterilmiş. Geçimini sağlamak, biraz tasarruf biraz da paylaşmak ideal denge sanki! Bundan sonraki nesillere sadeliğin, daha azıyla yetinmenin, koşulların elverdiğinin en iyisi ile mutlu olabilmenin de hayati bir gereksinim olduğunu öğretmek bizlere düşüyor.

 

Bu yazı Bizim izmir Dergisi 2019 Ocak sayısında yayımlanmıştır.