Ân’ı Yaşamak, Farkındalık, Mindfulness

“Şimdi ve burada”ya odaklanmak, “ân’da kalmak” aslında çocukken kendiliğinden yaptığımız becerilerdir. Arkadaşımızla küser beş dakika sonra barışır ve oyuna devam ederiz. Ya da ertesi gün önemli bir sınav olsa dahi ders çalışmayı unutur, çizgifilme dalar gideriz, yani o ânı dolu dolu yaşarız. Önceyi ve sonrayı pek de düşünmeyiz.

Ancak “büyüklerimiz” bize sorumluluklarımızı öğretirken; deneyimleri hatırlatarak geçmişle, kötü olasılıkları hatırlatarak da gelecekle bağlantı kurmayı öğretirler. Artık hep düşünülmesi ve yapılması gerekenler vardır ve ân’da kalmaya pek de izin yoktur. İşte böyle böyle unuturuz bir şeyi deneyimlerken o deneyimin içinde kalmayı…

Gün içinde aklımız, dikkatimiz çoğunlukla hep başka şeylerde ve yerlerdedir. Farkındalık (mindfulness); sürüklenip gitmek yerine, içinde bulunduğumuz beden, zaman ve mekânın ayırdında olmak; “kendindelik”tir. Dikkati bilinçli bir biçimde yeniden kendimize getirmeyi hatırlamamız; bu beceriyi geliştirmemiz gerekir.

Yaşamımızı borçlu olduğumuz nefes, dikkatimizi kendimize yönlendirmemize, ân’da kalmamıza ve farkındalığa ulaşmada önemli bir kılavuzdur. Nefes kendimizi merkezimize almamızı sağlar.

Gün içinde pek çok kez nefesimize odaklanmak, derin ve sakin nefesler alıp vermek bu yeteneğimizi artırır. Rutin olarak yaptığımız, yeme, içme, duş, araç kullanma gibi etkinliklerde; tat, koku, basınç, ısı, haz, acı, gerginlik… gibi duyumlarımızı gözlemlemek de çok önemlidir. Duyum, duygu ve düşüncelerimizi yargısızca izlemek, yavaşlamak ve farkına varmak; ân’a odaklanmamızı, kendimizi tanımamızı sağlayacaktır.

Olaylara basmakalıp tepkiler vermek yerine o esnasında alacağımız sakince nefesler eşliğinde, olan biteni gözlemlemek, ne hissettiğimizi ve ne düşündüğümüzü izlemek gerekir. Bu, duygu ve düşünce seli ile aramıza mesafe koymamıza yardımcı olur. Sanıldığının aksine duygu ve düşüncelerimiz bizleri her zaman doğru yönlendirmezler. İşler yolunda gitmediğinde; yorgun, üzgün, stresli, kaygılı, yenik, öfkeli…, ya da kırgınızdır. Bu hallerimiz, tüm kararlarımızı ve ilişkilerimizi olumsuz etkiler. Kapılıp gitmek yerine, davranışlarımızın kontrolünü elimize almak, bizleri değerlerimize yaklaştıran eylemlere yönelmek; yaşamımızı anlamlı kılar ve daha fazla doyum almamızı sağlar.

Bu konuda farkındalık/mindfulness, kabul ve kararlılık terapisi ile ilgili kitapları okumak, yogayı deneyimlemek; sanat, müzik ve tiyatro ile uğraşmak, yazmak; bunlar yeterli gelmiyorsa psikoterapi desteği ve eğitimler almak yaşam kalitemizi artıracaktır.

Bu yazı Bizim İzmir Magazin Şubat sayısında yayımlanmıştır.