Karne notu mu, bizlerin notu mu?

Hatice Sayılgan / Özel Haber

Bu yazı Ocak 2017 tarihinde Egetelgraf Gazetesi’nde Özel Haber olarak yayımlanmıştır.

‘Çocuğun kötü karnesi ailenin de başarısızlığı’

‘Karne notları aile ve okul işbirliğiyle orantılı’

Düşük notların yalnızca çocuğun başarısızlığı olmadığı, ailenin ve eğitim sisteminin yetersizliğinin de büyük payı olduğunu söyleyen Psikiyatrist Arzu Erkan Yüce, ergenlik çağında çocuğu olan ailelere de çağrı yaptı.

Bir eğitim dönemini daha geride bıraktık. Kötü karneye karşı ailelerin tepkisinin ne şekilde olması gerektiğini anlatan Psikiyatrist Arzu Erkan Yüce, “Ailelerin çocukların dersleriyle sadece karne günü ilgilenmesi doğru değil. Eğitim süreci en başından beri takip edilmeli. Aileler çocuğun öğretmeniyle, sınıf arkadaşlarıyla, velilerle ve rehberlik servisiyle sürekli iletişim halinde olmalı. Çünkü ebeveynler iletişimi koparmazsa yolunda gitmeyen bir durum olduğunda erkenden fark edilir ve anında müdahale edebilir” dedi.
Karnedeki notların, salt çocuğun başarısı ya da başarısızlığı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini anlatan Dr. Arzu Erkan Yüce, “Orada verilen notlar ailenin, çocuğun, öğretmenin, hatta toplumun notu. Çocuğun karnesindeki kötü notların, başta kendi öğrenme hızı ve kapasitesine uygun eğitim verilmemesi olmak üzere pek çok nedeni olabilir. Okulda yaşanan sorunların, çocukta var olan tedavi gerektiren bir rahatsızlığın, ailedeki sorunların, ailenin yeterli desteği gösterememesi ve aksaklıklara zamanında müdahale etmemesinin bir sonucu olabilir. Bağırıp kızmak yerine oturup düşünmek ve neden çocuğum böyle bir not aldı diye araştırmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘Birlikte hareket edilmeli’

Hedefin, kendi kendine yeten bir çocuk yetiştirmek olması gerektiğinin altını çizen Dr. Arzu Erkan Yüce, akademik başarı kadar ruhsal bütünlüğün de önemli olduğunu söyledi. Erkan Yüce sözlerine şöyle devam etti;
“Çocukların sadece derslerde yüksek not alması değil, ilkeli ve erdemli bireyler olması, doğru kararlar verebilmesi, geleceği planlayabilmesi ve sorumluluklarını bilincinde olması hedeflenmeli. Tüm bunların sağlanabilmesi için okul aile ve öğrenci mutlaka işbirliği içinde olmalı. Eğitim dönemi boyunca çocukla ve dersleriyle ilgilenildiğinde, çocuk kendisinin karne notuna göre “iyi” ya da “kötü” olarak değerlendirileceğini düşünmeyecek, yapılanın toplam bir performans değerlendirmesi olduğunu anlayacaktır. Çocuğu konuşarak karneye hazırlamak gerekir. “Senin başarıların birikecek, derslerine olan dikkatin okuldaki hal ve davranışlarının hepsi toplanıp seninle ilgili bir yorum yapılacak ama bu yorum hepimizi ilgilendirecek. Biz bu yorumlardan sonra eksikleri birlikte tamamlayacağız” denilmeli. Evet, çocuk ders çalışmalı ancak eve geldiğinde uygun çalışma ortamı yoksa, aile içinde kavgalar çatışmalar varsa, ders çalışacak materyalleri yoksa ya da aile ilgilenmiyorsa, çocuk sorumluluklarını yerine getiremeyebilir. Ona ne yapması gerektiğini söylemeniz yeterli değil, nasıl yapması gerektiği ile ilgili de model olmanız gerekiyor”.

‘Yalnızlık Hissetmemeli’

Ergenlik çağındaki çocukları olan ailelere de uyarılarda bulunan Dr. Arzu Erkan Yüce, “İlkokul çağından itibaren birlikte hareket etme sistemi oturtulamamışsa aileleri ergenlik döneminde daha büyük çatışmalar bekliyor. Ergenlik dönemindeki çocukların hormonları ve kişilik özelliklerinde değişkenlikler olduğu için daha kırılgan olurlar. Çocuk yalnız olduğunu hissetmemeli. “Nerede yanlış yaparsan yap bana gelebilirsin, anlatabilirsin, yanlışlarını beraber düzeltebiliriz” mesajı verilmeli. Ama bunu dilimizle söyleyip davranışlarımızla tam tersini yaparsak tutarsızlık olur. Ergenlik dönemindeki çocukların arkadaşları ve aileleri tanınmalı. Ayrıca önemli bir nokta daha var, ergenlik dönemindeki bir çocuk başarılıysa ve eğitimciler bunu kıyaslayıcı bir biçimde sürekli dile getirirse genç arkadaşları tarafından hedef haline gelebilir. Bu dönemde akranlar arasında kabul görmek de en az ders başarısı kadar önemli ve geliştiricidir. Öğretmenler ve aileler çocukları asla birbiri ile kıyaslamamalı, rekabetçi, acımasız, cezalandırıcı ya da aşırı ödüllendirici yaklaşımlarda bulunmamalıdır. Her bireyin yetenekleri, öğrenme hızı ve biçimi, bilgiyi işleme ve hayata geçirme süreçleri farklıdır. Eğitim sisteminde bireysel farklılıklar göz önünde bulundurulmalı, ezberlemek değil bilgiye erişmenin yolları öğretilmeli, çocuklar öğrenmekten keyif almalı. Aile ve eğitimcilerin bu konulara da dikkat etmesi gerekiyor” dedi.

Başarısızlık mı farklılık mı?

Başarısızlığın farklı sebepleri olabileceğini anlatan Dr. Arzu Erkan Yüce, “Özel öğrenme güçlüğü, disleksi, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, depresyon ve kaygı bozuklukları da okulda başarısızlık ile karşımıza gelebilir. Okul ve aile bu konuda bilgili ve uyanık olmalı, bu çocukların ruh sağlığı uzmanları tarafından değerlendirilmesi sağlanmalıdır. Uygun yaklaşım, aile eğitimi, terapi ve tedaviler ile bu çocuklar sağlıklarına ve hak ettikleri başarıya kavuşabilir” dedi.

‘Sosyal aktiviteler başarıyı artırıyor’

Dr. Arzu Erkan Yüce, spor, sosyal etkinlikler ve hobilere ayırılan zamanın öğrencileri çok yönlü geliştirdiği gibi, zannedilenin aksine ders başarılarını artırdığını anlattı, “Sırf başarı odaklı yetişen çocuklarda erişkin dönemde mutsuzluk, ruhsal rahatsızlıklar, evlilik sorunları, yaşam kalitesinde düşüş ve psikiyatriye başvuruda artış görülmektedir” dedi.