Türkiye’de son yıllarda üst üste travmalar yaşandığını hatırlatan Arzu Erkan Yüce, kadına şiddeti, ülkemizde süregelen bir pandemi durumuna benzetiyor. Hepimizi hazırlıksız yakalayan yeni koronavirüs pandemisi için de, pandemiden etkilenenlere yönelik ücretsiz çevrim içi destek ve terapi hizmetlerine işaret ediyor ve “Lütfen bizden yardım istemekten çekinmeyin” diyor.

Dışarıda arkadaşlarıyla stresini atan erkek, pandemi günlerinde bütün öfkesini çocuklarından ve eşinden çıkarıyor. Sadece gerginliğini atmak için eşine ve çocuklarına şiddet uygulayan pek çok erkek var.

Küçük yaşlardan itibaren şiddetsizliği ve toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan bir eğitim sistemiyle tüm toplumun rehabilite olması; yasaların uygulanması, haksız tahrik indirimlerinin kaldırılması, faillerin salıverilmemesi gerekiyor.

Türkiye Psikiyatri Derneği Sağlık Çalışanlarına Ruhsal Destek Hattı, KORDEP (Koronavirüs Online Destek Programı) ve RUHSAD (Ruh Sağlığı Destek Sistemi) pandemi günlerinde ihtiyacı olanlara ücretsiz online (çevrim içi) danışmanlık ya da terapi hizmeti sağlıyor.

D.A. Tarihi bir olayın içinden geçiyoruz. Bütün dünyayı etkisi altına bir virüs, hepimizi eve bağladı. Dışardaki etkinliklerin hepsi iptal edildi. Hâlâ bir işi olan insanların çoğu da evden çalışıyor. Zengin, fakir, güçlü, zayıf, milyonlarca insan, bir yanda ölüm kaygısı diğer yanda kendisiyle baş başa kalmanın şoku içinde. Yalıtılmışlık, sosyal bir varlık olan insan psikolojisini nasıl etkiliyor? Bu durum insanın ve insanlığın gelişimi için bir fırsata dönüşebilir mi? Peki, ya kendisine şiddet uygulayan erkeklerle eve hapsolan kadınlar ne olacak? Tüm bu konuları, Psikiyatrist Dr. Arzu Erkan Yüce ile konuştuk.

AEY. “İnsanın içinde kötülük zaten var ama gitgide azalacağını umuyorum. İyimser olmasam bu işi yapmazdım. Çünkü bizim işimiz incinmişliği birlikte onarmak” diyen Erkan Yüce, iyiliğin de bulaşıcı olduğunu düşünüyor. İhtiyacı olan herkese yardım elini uzatan oluşumlarda, gönüllü terapi desteği veriyor. Bu zor günleri dayanışmayla atlatalım, iyiliği büyütelim diye…

Korona günlerinde evde kalmak, dışarı çıkmamak, kendisiyle baş başa kalmak insanı nasıl etkiliyor?

İlk kaygımız sağlığımız ve temel ihtiyaçlar oldu. Yiyeceklerimiz, içeceklerimiz, ilaçlarımız var mı, sağlık sistemine erişecek miyiz? Ardından pek çok insanın evde yalnız kalma, kendi kendine zaman geçirme deneyiminin olmadığını gördük. Belki derin travmalar, yüzleşmek istenmeyen yaşantılar, evde kalınca su yüzüne çıktı. Kiminde dağılma kaygısını, aşırı kontrol eğilimini gördük.

Pandemi günlerinde evde kalmak bir kısım insana çok iyi geldi. Kendiyle ve ailesiyle baş başa kalma ihtiyaçlarını gidermek, yalnız kalıp kendisiyle yüzleşmek, birtakım şeyleri yeniden değerlendirmek için fırsat oldu. Fakat hastalık kaynaklı kısıtlanma, genel olarak endişeyi de beraberinde getirdi. Çünkü hiçbirimiz buna zihinsel olarak da fiziksel olarak da hazır değildik. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir pandemi beklenilmiyordu.

Dağılma kaygısı nedir, kısaca açıklar mısınız?

Dağılma kaygısı, ruhsal bütünlüğünü yitirme kaygısıdır. Çok temel korkularımızdan biridir. Delirme, çıldırma, önünü görememe, belirsizlik gibi kaygılar içerir. Aslında hepimiz bedensel ve ruhsal bütünlüğe ihtiyaç duyarız. Nasıl elimizi kolumuzu, bir organımızı kaybetmekten korkuyorsak, ruhsal bütünlüğümüzü kaybetmekten de korkarız.

Ayrıca insanların kafası karıştı. Önce 65 yaş üstü ardından 20 yaş altının, psikolojik olarak yeterince hazırlanmadan ve şartlar olgunlaşmadan evde kalması, diğer insanların dışarı çıkmayı sürdürmesi kafaları çok karıştırdı: Ne yalnızız ne de değil! Kurallar net değil ve hepimiz için geçerli değil! Ekonomik kaygılar da insanları endişelendirdi. Pek çok insan işinden, sosyal çevresinden, hobilerinden oldu. Sosyal bir varlık olan insan için bunlar ciddi kayıp anlamına geliyor.

KENDİNE ZAMAN AYIRMAYI ÇOK ÖNEMSİYORUM

Bu süreçte bir kesim insan evde kalmayı fırsat olarak görürken bir kesim de yalnızlığından daralıyor. Bu dönemi nasıl fırsata çevirebiliriz? Neler önerirsiniz?

İlk başlarda bir şok dalgası sonrasında daha bir kabullenme eğiliminde olduk. İlk iki hafta insanlar kaynaklarını herkese açtı; tarifler, filmler, müzikler paylaşıldı. Bir grup insansa bunlara sadece uzaktan bakabildi. Bu tür olaylardan hepimiz aynı oranda etkilenmiyoruz. Bazen savaşçı yönümüz, bazen olayı yok sayan, bazen de kaçınan tarafımız açığa çıkıyor.

Önümüzdeki pandemi günlerini daha verimli geçirebilmek için şunları önerebilirim: Yazabilirsiniz. Yazma, pek çok kadın için kaçınılan, ertelenen bir alan. Pek çok danışanıma, yazmanın iyi geldiğini görüyorum. Herhangi bir yabancı dil öğrenilebilir. Erteledikleri hobilerine eğilebilirler. Bunlar dikiş dikmek, objeleri boyamak, bitkilerle uğraşmak, resim yapmak olabilir. İnternete erişim imkânı olanlar için ücretsiz pek çok kaynak var. Kitap okumak için çok iyi bir zaman. Kişi, hiç kitap okuyamıyorsa çocuk kitaplarından başlayabilir. Bu dönemlerde o tür kitaplar daha akıcı gelebilir.  

Mutlaka egzersiz yapılmalı. Balkonda D vitamini sentezleyecek şekilde yüz ve kollar çıplak oturup güneş görmek önemli. Evdeki eşyaları düzenlemek, eski, kullanılmayanları ayırmak, küçülmek, sadeleşmek de bir seçenektir. Gerçi evde çocuklar varsa kadınların kendilerine ayıracak zamanları kalmayabiliyor. Bu durumda saat kurup, mesela “Bir saat odada olacağım, bu sürede beni yalnız bırakın” diyecekleri bir sistem kurabilirler. Çocuk küçükse bakımı o zaman zarfında birine devredilebilir. Kendine zaman ayırmayı çok önemsiyorum. Sadece 15-20 dakika boş durmak bile tazeleyici olacaktır. Öneriler diğerlerinin paylaşımlarından esinlenerek de gelişebilir.

Paylaşmak çok önemli. Birilerini aramak, halini hatırını sormak iyi gelecektir. Kadın dayanışmasıyla ilgili pek çok sosyal medya hesabı var. Kadın derneklerini takip etmek, paylaşımlarını okumak son derece geliştirici ve güçlendirici.

Diğer yandan pandemi günlerinde birçok dernek insanlara destek sunmaya devam ediyor. Türkiye Psikiyatri Derneği de bunlardan biri. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin 7/24 nöbet tutarak sağlık çalışanlarına destek Sağlık Çalışanlarına Ruhsal Destek Hattı var (0 850 532 66 76). Bizler travma konusunda deneyimli, 190 kişilik büyük bir ekibiz, ücretsiz olarak yardımcı olmaya hazırız. Ayrıca KORDEP (Koronavirüs Online Destek Programı- 08503050034) ve RUHSAD (Ruh Sağlığı Destek sistemi- uygulamayı mobil cihazlarına indirip, yönergeleri izleyerek) girişimleriyle online (çevrim içi)terapi almak da mümkün. Lütfen yardım istemekten, bizi aramaktan geri durmayın.

KADIN SAĞLIKÇILAR DAHA FAZLA STRES ALTINDA

Ücretsiz terapi hizmetine en çok kimler ihtiyaç duyuyor?

Şu an özellikle kadın sağlıkçılar daha fazla stres ve risk altındalar. Doktor, hemşire, hasta bakıcı, memur, idareci, güvenlik görevlisi, diş hekimi, sekreter… Bütün sağlıkçılar büyük emek veriyor. Bu fedakârlığı maddi karşılık için değil, verilen sorumluluğun üzerinde gönüllü olarak yapıyorlar. Gece gündüz vardiyasında oldukları için bazı hastalıklara, bazı kanser türlerine açıklar. Kadın sağlık çalışanları ise ataerkil sistem kaynaklı sorumluluklardan dolayı daha çok zorlanıyorlar: Evde mi olsunlar, çocuğa mı baksınlar, çocukları kime bırakacaklar, onlara hastalık bulaştırırlar mı? vb. Bu noktada özellikle sağlık çalışanlarının ruhsal destek hatlarından yardım almasını öneriyorum.

Evde kalıp da eşinden şiddet gören kadınlar var. Ev bakımı ve çocuk bakımına koca baskısı da ekleniyorsa ve kadın dışarı çıkıp nefes alamıyorsa, ne yapması gerekir?

Kadına yönelik şiddetin en çok görüldüğü yerlerden biri evleri. Birlikte yaşadığı eşleri, babası, abisi gibi aile fertleri ya da eski partneri şiddet uygulayabiliyor. Pandemi dolayısıyla şiddete maruz kalanla faili aynı eve kapatmış durumdayız. Buna kadınların yanı sıra çocuklar da dâhil.

Biliyoruz ki şiddet gören kadınlar, şiddet uygulayanı idare etmeyi, şiddetin hedefi haline gelmemeyi öğrenerek o evde hayatta kalıyor. Faili kızdırmayan şeyler yapmaya çalışıyor. Fakat şimdi gün boyu hepsi evde ve kaygı ortamı içindeler. Belki dışarıda arkadaşlarıyla zaman geçirip stresini atan erkek, şimdi bütün öfkesini çocuklarından ve eşinden çıkarıyor. Şiddetin hiçbir bahanesi olamaz ancak sıklıkla görüyoruz ki, “çorba tuzlu olmuş” gibi gerekçelerle şiddet açığa çıkabiliyor. Sadece kendini rahatlatmak, gerginliğini atmak için öfkesini eşinden ve çocuklarından çıkaran pek çok erkek var. Evdeki kadınlar bu dönemde fiziksel sosyal dayanışmadan uzaklar ama şikâyet mekanizmasının durduğunu zannetmesinler. 183 sosyal destek hattı, 155 Polis imdat, 0549 656 96 96 Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı numaralarından yardım alabilirler. Ya da komşunuzun ihbarı da etkili olacaktır.

KADIN DAYANIŞMASI VE TEDBİR AĞLARI ÇOK ÖNEMLİ

Şiddet uygulayanı şikâyet etmek yeterli mi? Başka neler yapılabilir sizce?

Bakanlıklar nezdinde, belediyeler ve kadın dernekleriyle işbirliği halinde kriz masaları oluşturulabilir. Şiddete yönelik özel hatlar, özel iletişim birimleri olabilir. Burada sorumluluk yöneticilere düşüyor. Bireylerin de hemen ihbarda bulunması gerekir.

Diğer yandan yanında fail dururken kadının onu telefonla şikâyet etmesi pek mümkün değil. Fail buna engel olacaktır. Kadınların arasında şifreleşme olabilir. Mesela “Seni arayıp, ‘Yoğurt mayalayacağım, sende var mı?’ dersem lütfen polisi ara” diye aranızda anlaşırsınız. Böylelikle arkadaşınıza “kocam beni dövüyor” demeden, yoğurt mayası isteyerek mesajınızı iletmiş olursunuz. Burada kadın dayanışması ve tedbir ağları çok önemli. Çünkü şiddet sırasında insanın muhakeme gücü bozuluyor. Acil durum planları da olmalı. Kadınlar kaçmak için, deprem çantası gibi bir çanta hazır bulundurulabilir. Kadının, hiçbir suçun cezasız kalmayacağını, hiçbir şiddetin mazeretinin olamayacağını, herhangi bir video kaydı gerekmediğini, kadının beyanının yeterli olduğunu bilmesi de çok önemli. Çünkü ispat edemeyeceği gerekçesiyle yardım almaktan geri duran kadınlar da oluyor. “Kaç zamandır katlanıyorum, biraz daha dişimi sıkayım, kendimi ve çocuklarımı sokağa atmaya değecek mi?” diye endişeleri var kadınların. Yetkililer bu endişelerin oluşmasına mahal vermemeli. Maalesef yeterli kadın sığınma evi de yok.

Kadın dayanışması, “Kadın kadının kurdudur” algısına karşı, “Kadın kadının yurdudur” yaklaşımını da büyütüyor. “Kadın, kadının kurdudur” söylemi nasıl oluştu sizce?

Kadın dayanışmasını gerçekten hayat kurtaracağını düşünüyorum. Kadınların bilinçlenmesi ve farkındalığının artması, neyin şiddet olup olmadığını ve çözüm yollarını öğrenmesi açısından kadın dayanışmasını çok önemli buluyorum. Zaten eril şiddetin, kadın dayanışmasını bozmak suretiyle yaygınlaştığını ve kendine alan bulduğunu düşünüyorum. Hep söylenen “kadın kadının kurdudur” yaklaşımının üretildiğini, ataerkil sistemin kurgularından biri olduğunu düşünüyorum. Kadın kadının kurdu değil, “kadın kadının yurdudur” yaklaşımını benimsiyorum.

Neden kadın dışarı çıkmasın, çalışmasın, arkadaşıyla gezip dolaşmasın istenir? Kadınlar arasındaki bağ güçlenmesin diye. Dolayısıyla ilişkileri zedeleyerek kadının hem bireysel kimliğini hem de çok önemli besleyici ağı olan diğer kadınlarla dayanışma ağını zedeleyip şiddeti yeniden ürettiklerini görüyoruz. Kadınlar birlikte çok güzel üretiyorlar. Birbirlerine çok iyi gelip şifa oluyorlar. Kadın dernekleri, sivil toplum kuruluşları iyi ki varlar! Onları takip ediyorum, etkinliklerine katılıyorum, teklif ettikleri işbirliklerine, gönüllülük işlerine dâhil oluyorum. Onların bilgilendirmelerinden, dayanışma ruhlarından çok şey öğreniyorum.

ŞİDDET ÖĞRENİLEN BİR DAVRANIŞTIR

Şiddete eğimli hatta cinayet işleyen kişi tedavi edilebilir mi? Bunları hapse atmak yeterli mi? Devlet, şiddet uygulayan erkekleri rehabilite edebiliyor mu?

Şiddet sosyal, kültürel, psikolojik olarak öğrenilen bir davranıştır. Hepimizin köklerinde şiddet var. Ya tanık olduk, gördük ya da başımıza geldi. Şiddete eğilimli kişilerin belirgin bazı hastalıkları (dürtü kontrol bozukluğu gibi şiddete meyletmesine neden olacak bu hastalıklar kısıtlıdır) varsa tedavi gündeme geliyor, yoksa gelmiyor.

Bize başvuran pek çok bireyde şiddeti gözlüyoruz. “Ben çok mahcubum. Hiç istemiyorum böyle olmayı, kendimden nefret ediyorum ama çocuklarımı dövüyorum” diyor. Ya da “Eşime sözel, psikolojik şiddet uyguladığımı fark ettim” diye bize gelebiliyor. Değişime açık olanlar için bizlerin yapabileceği çok şey var. Bu bir hastalık değil, bir suç ve rehabilite edilmesi mümkün. Bunun için önce kişinin niyetli, istekli olması gerekiyor.

Suça eğilimli kişi, cezaevinde ıslah olmuyor. Bu kişilere grup ya da bireysel terapilerle psikososyal destekte bulunulursa, gerçekten yol alınabileceğini düşünüyorum. Son zamanlarda failin ruh sağlığıyla, şiddete iten nedenlerin arka planıyla ilgili bilimsel araştırmalar daha çok yapılıyor.

Faillerin davranış kalıplarını değiştirmek için emek verilmesi, toplumsal değişime yol açabilir. Dr. Şengül Tosun arkadaşımızın, ataerkil sisteme teslim olmuş faillerle ilgili, cinayet işleyen erkekleri sorguladığı bir çalışması var. “Pişman mısın, yine aynı şeyi yapar mısın?” sorusuna “Pişmanım ama yine yaparım” diye yanıtlayanlar var. “Keşke bunlar olmasaydı ama başka seçeneğim yok, mecburen bu hapisliği çekeceğiz” diyorlar ya da tahliye olduktan sonra, tırnak içinde söylüyorum, “yarım bıraktıkları” işi tamamlamak için eski eşini, çocuklarını öldürdükten sonra tekrar cezaevine gidiyorlar. Çünkü “Karın senden izinsiz dışarı çıkarsa sen erkek değilsin, git namusunu temizle, onu öldür.” “Karın sana maaş kartını vermedi mi, o zaman git öldür.” “Kızın bir oğlanla mı mesajlaşmış, git öldür” diye emreden, anayasa gibi kurallar olduğu sürece failler de kendilerine dönüp baksalar bile sistem neyi emrediyorsa onu yapıyorlar.

Burada yapılacak şey, çok küçük yaşlardan itibaren toplumsal cinsiyet eşitliğini ve şiddetsizliği savunan bir eğitim sistemi içinde tüm toplumun rehabilite olması, şiddetin hiçbir türüne izin verilmemesi, yasaların uygun biçimde uygulanması, haksız tahrik indirimlerinin ortadan kaldırılması, faillerin salıverilmemesi gerekiyor. Eğer tahliye olacaklarsa mağdur olan kadınlar haberdar edilip güvenli yere yerleştirilmelidir. Çok yakında bir af çıktı ve şu anda pek çok kadın korku içinde.

İYİLİK VE DAYANIŞMA BULAŞARAK ÇOĞALIR

Biraz da korona sonrasını konuşalım. Zengin, fakir herkesi etkileyen salgın döneminden, insanlar arasındaki dayanışmanın daha fazla güçlenerek çıkılacağını ileri süren yazarlar, filozofla da var. Sizce dayanışma artar mı?

Son 15-20 yılda o kadar çok şeye tanık olduk ki. Bu ülkede bombalamalar, savaş, kadına şiddet, işsizlik, yoksulluk, mülteci sorunu var ve bunların hepsi çok ağır gündemler. Bir patlama oluyor, profilini karartıyor, ertesi gün doğum günü paylaşıyor. Çünkü travmaların yasını tutmaya yetişemiyoruz. Dayanışma ve kenetlenmenin çok önemli olduğunu bilen ve bunu sürdüren bir kesim zaten vardı. Kaygı, kötülük, şiddet nasıl bulaşıyorsa, iyilik ve dayanışma da bulaşıyor. Sosyal medyayı bu anlamda çok önemsiyorum. İyileri buluşturma, kadınları buluşturma, seslerini çıkarma, dayanışma ruhunu bir araya getirip çoğaltabilme açısından muazzam bir kaynak olduğunu düşünüyorum.

İnsan türünün önümüzdeki yüzyıllarda daha iyiye doğru evrileceğine dair ben de iyimserim. Ama bu hemen önümüzdeki 20 yıl içinde olmayacak. Bu pandemi sürecinde bile yolsuzluklar, suçlar devam ediyor. Sahte maske, dezenfektan satıyor mesela. Kötüler hep var. İnsanın içinde kötülük vardı, olmaya devam edecek ama gitgide azalacağını umuyorum. İyimser olmasam bu işi yapmazdım. Çünkü bizim işimiz kırılmışlığı, incinmişliği, parçalanmışlığı birlikte onarmak.

Peki ya bireysel yolculuk? İçerde süregiden bir yolculuk da var. Pandemi günleri iç dünyamıza yönelmek için fırsat olabilir mi?

Hayatımızdaki önemli değişiklikler, kritik durumlar, sağlığın tehdit edilmesi, kendimizin ya da yakınlarımızın ölme riski gibi bütün travmatik yaşantılar, ister istemez sorgulamaya iter insanı. Ben neyim, kimim, bu hayatı niçin yaşıyorum, benim için anlamlı ya da anlamsız olanlar neler… Hastalananlar “bir daha içki ya da sigara içmeyeceğim, diyetimi bozmayacağım, şunu şunu yapmayacağım” der ama iyileşince eskiye döner. İnsan böyle bir canlı. Bunu kabul etmek lazım. Pandemi günlerinde bunlar düşünülüyor olabilir.

Bir grubumuz olayın vahametiyle çok fazla meşgul olabilir, bir grup insan da bunları öteleyecektir. Bu dönem herkeste bir uyanışa, farkındalığa yol açacak, bir felsefeyle çıkacağız, bundan sonra hayat bayram olacak, dünyaya barış gelecek, bencillik yok olacak, gibi beklentilerim yok. Bundan önceki travmalarda olduğu gibi; güzel şeylere de vesile olacak, değişmeyen şeyler de olacak.

Terapilerinizde meditasyon yöntemlerini de kullanıyorsunuz. Bu süreçte meditasyon insana neler katar?

Meditasyon bir pratik. disiplin. Öğrenilen bir beceri. Birçok insan meditasyonu, “oturdum, bağdaş kurdum, mum yaktım, bir de güzel müzik eşliğinde çiçek böcek düşündüm” olarak algılayabiliyor. Bunlar meditasyon değil. Meditasyon, bizim kendimizle kaldığımız, duygularımızı, düşüncelerimizi, beden parçalarımızı, bedensel duyumlarımızı, bunların birbiriyle ilişkisini fark ettiğimiz; yargısızca gözlemeyi içeren bir süreç. Hemen başladım, yaptım, demek söz konusu değil. Günde 3-5 dakikalık pratiklerle başlanabilir.

Meditasyon gerçekten köklenmek ve kendimizle bağ kurmak için iyi bir yöntem. Diğer türlü, bu dünyada olup biten bir sürü şeyle uğraşarak gidiyoruz. Pandemiden önce gündemde savaş vardı, trafik kazaları vardı. Kadına şiddet hep var. Kadına şiddet zaten bir pandemi. Dünyada binlerce kadın öldürülüyor. Birleşmiş Milletler, 2019 yılındaki açıklamasında, günde 137 kadının öldürüldüğünü açıkladı. Bunları fark ettiğimizde gerçekliğimiz oluyor, görmediğimizde yokmuş gibi yaşıyoruz. Meditasyon yoluyla bulunduğunuz âna dönebiliyoruz. O an ne hissediyoruz, bedenimiz neye ihtiyaç duyuyor? Bunların farkına varmak; hem köklenmeyi, güç toplamayı hem de kaygılardan, olumsuz düşüncelerden mesafelenmeyi sağlar. Kaygı ve olumsuz düşünce hiçbir zaman bitmez. Bitmesin de zaten. Korkularımız, ufak kaygılarımız bizi tehlikelere karşı uyarır. Sürekli bunlarla temas ettiğimizde sıkıntı başlıyor. Panik yapmayacağız, rehavete de kapılmayacağız. İkisinin arasında denge olacak.

ARZU ERKAN YÜCE KİMDİR?

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Dr. Arzu Erkan Yüce, Psikiyatri ihtisasını Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda tamamladı. İzmir’de kendi muayenehanesinde çalışan Yüce, yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalıştığı İstanbul Kültür Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde, Kişiler Arası İlişkiler ve Aile Terapileri derslerinin yanı sıra; ulusal kongre, sempozyum ve kurslarda eğitimler veriyor.

Psikoterapilerde temel uzmanlık alanı Bilişsel Davranışçı Terapiler ve Şema Terapi olan Erkan Yüce; Bilişsel Davranışçı Psikoterapi, Şema Terapi, Cinsel Terapi, Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) ve Mindfulness uygulamalarını klinik pratiğinde kullanıyor.

Kadın ruh sağlığı, Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve şiddetle mücadele, İlişki ve Aile Terapileri, Anksiyete Bozuklukları, Duygudurum Bozuklukları, Erişkinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Cinsel İşlev Bozuklukları, LGBTİ bireylerce yaşanan sorunların yönetimi, Kişilik Bozuklukları, Psikosomatik rahatsızlıklar özel ilgi alanları arasındadır.

Dürdane Abdal tarafından gerçekleştirilen bu söyleşi Tez-Koop bülteninde yayımlanmıştır.