İNTİZAR, SİNEM GEDİK, CECELİ, HOMOFOBİ, ŞİDDET, İSTİSMAR
    Twitter’da “#intizar” yazdığınızda karşınıza çıkanları bir on dakikanızı ayırıp okumanızı, sonra bu yazıyı okumanızı rica ederim.
    “Sosyal medyadaki Ceceli, eski eşi Sinem Gedik ve İntizar haberlerine yapılan yorumları okuyorum da, homofobik ne çok insan, hele de ne çok kadın varmış ülkemizde, çok yazık! Bu da bir şiddet davranışıdır. Sözde şiddet karşıtı ”idam gelsinciler”in, İntizar’ı cinsel yöneliminden dolayı sosyal medyada linç etmesi, işinden etmesi; kadın düşmanlığı, ikiyüzlülük ve şiddet eğilimliliktir.” yazdım Twitter’da ve şiddet eğilimli “linççiler”in ağza alınmaz yorumlarından ve tehditlerinden nasibimi epeyce aldım. Çok şükür ki binlerce kişiden umudumu yeşerten destekler de aldım.
    Bir yandan “Ne ilgisi var olayın kadına şiddetle? Her şeyi de oraya bağlıyorsunuz!” derken, bana yazdıkları aşağılayıcı ve nefret dolu bazı cümlelerin de şiddet olduğunun, bazılarınınsa kadın olduğum için kadına şiddet kapsamına girdiğinin ayırdında bile değil bu insanlar. Hesabında (tabi ki anonim) sözde istismara ve kadına şiddete karşı paylaşımlar yapan biri, yorum olarak ilgili tweetimin altına yememiş içmemiş “Butch mısın?” yazmış. Yani, “Bu yazıyı yazdığına göre eşcinselsin onu anladık da, aktif misin, “eril olan” mısın?” demeye getiriyor. Çünkü bir eşcinseli savunuyorsam eşcinselimdir, böyle cesurca davranıyorsam da “yatakta erkeğimdir”! Denklem bu kadar basit. Okuduğundan anladığı, aklının erdiği şey bu! Tabi cinsel yönelimimle, seçimlerimle ilgili spekülasyon yaparak haz duyması, bunu bana –uluorta- sorarak da aklınca beni taciz etmeye çalışması da cabası. Bu kişi, hesabında bir kaç tweet önce, kadınları DM’den taciz eden bir erkeği ifşa eden biri değilmişcesine, benim cinselliğime ilişkin soru sorarak beni taciz etmeye kalıyor. Alın size ikiyüzlülük! Sorsan, “Tacizle ne alakası var, basit bir soru sordum, Butch mısın, Femme mi? Her şeyi de tacize bağlıyorsunuz, şiddete bağlıyorsunuz, …” der. İnkarın boyutunu daha nasıl anlatayım?
    İşte bazılarına anlatamıyoruz, bunlar hep şiddet! Hem de cinsel şiddet! Aynı şekilde; iki insanın özel yaşamının magazin malzemesi yapılması, hem suç hem şiddettir. Gizli kameralarla edinilen görüntülerin ayrıntılarından bahsedilmesi, bir takım basın mensubu geçinen kimseler tarafından bunların paylaşılmasıyla ilgili şantaj mesajlarının yayınlanması; suçtur, psikolojik ve cinsel şiddettir. Bir başka anne babanın nazlı kuzusu olan gencecik Şule Çet, gazozuna ilaç katılarak uyutulup, patronu tarafından tecavüz edildikten sonra 20. Kattan atıldığında sesini çıkarmayanların, bu ahlaksızlığa göz yumanların, “Orada ne işi varmış?” diye tecavüzcüyü haklı çıkaranların, bugün başımıza ahlak bekçisi kesilmesidir ikiyüzlülük!
“Toplumun ahlakını bozdun” diyenler, “Diplomanı yak” diyenler, “Sapık” diyenler, “Gerizekalı” diyenler… Ve evet, tabi ki onlar şiddet eğilimli değiller! Eşcinseller için sarf ettikleri sözleri burada tekrarlamaya gönlüm razı değil, hepsi için Twitter’a “nefret suçu, hedef göstermek ve tehdit” gerekçesiyle bildirimde bulundum. Dilerim hesapları kapatılır. Medeni, şiddetsiz ve insancıl yollardan elimden gelen budur.
    Onlar dindar ben değil, onlar biliyor ben cahil, onlar ahlaklı ben değil, onlar anne ben değil, onlar haklı ben değil, onlar doğru ben değil, onlar bir şey, ben değil! Kendilerinden olmadığımı düşündükleri için, sadece onlardan farklı düşündüğüm bir tweet attığım için, “Bu şiddettir” dediğim için, “Eşcinsel sapıklarla birlikte” idamı hak ettiğimi söyleyen dahi oldu.
İdamın suçların önlenmesi ve caydırıcılığı konusunda yardımcı bir yöntem olmadığını, bir cezadan çok bir intikam yöntemi olduğunu, idamın geri dönüşsüz bir yöntem olduğunu, topluma ne denli zarar verebileceğini, üstelik idam uygulaması getirilirse bu cezanın kapsamının kontrol edilemeyeceğini, öfkeli kalabalıkların her suçluyu idam etme yönünde baskı kuracağını bağırdık durduk yıllardır (*Bkz 04.07.2018 tarihli Türkiye Psikiyatri Derneği basın açıklaması). Ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha görmüş olduk. Kimsenin yaşamına kastetmeyen iki kadın arasında karşılıklı rıza ile yaşanan ilişki bazılarının hoşuna gitmiyor ve o kadınların da, onlara hak verenlerin de idam edilmeleri, görüldüğü yerde katledilmeleri gerektiği yazılıyor, çiziliyor…Ve evet tabi ki bunu isteyen kişiler şiddet eğilimli değiller!
    Anneler babalar, yetkililer, hepimiz; bu kişilere dikkat edelim! Yarın bir gün herhangi birimizi, çoluğumuzu çocuğumuzu; biseksüel/eşcinsel/transseksüel olduğumuz için, LGBTİ olmayı suç görmediğimiz için, “Onlar kadar Müslüman olmadığımız” için, farklı düşündüğümüz için, erkekliklerini tehdit eden söylemlerde bulunduğumuz için, gözümüzün üstünde kaş olduğu için darp edebilir, canımıza kastedebilirler. Ben demiyorum, kendileri açık açık yazmışlar.
Tekrarlıyorum: Sözde şiddet karşıtı bazı kesimler ve bazı “idam gelsinciler”in Sinem Gedik ve ses sanatçısı İntizar’ı sosyal medyada “cinsel yönelimi” işaret ederek, cinsiyetçi iğrenç esprilerle(!), nefretle linç etmeye kalkışması; açıkça hedef göstererek taciz etmesi, yapımcı şirketin sırf bu haberleri gerekçe göstererek İntizar’ı kovarak işinden etmesi; cinsiyetçilik, itibarsızlaşma çabası, kadın düşmanlığı, homofobi, ekonomik şiddet, ikiyüzlülük ve şiddet eğilimliliktir.
Peki, bana ne tüm bunlardan? Ağrımayan başımı neden durduk yere ağrıtıyorum? “Aah İzmirli genişliği aah” yazmış “cinsel imacı” yorumculardan biri. “Geniş geniş yaşamak” varken, beni “hiç de ilgilendirmeyen” bir konuda bunca öfkeyi üzerime çekmeyi göze almaktaki amacım ne? Söyleyeyim, tek amacım nesilden nesile aktarılan şiddet döngüsünü zayıflatabilmek için ömrüm ve gücüm yettiğince mücadele etmek.
    Şunu çok iyi biliyorum ki bugün bizim bazı sözlerimiz, sessiz kalış ya da eylemlerimizle elimizden fırlayan “şiddet bumerangı”, yarın döner dolaşır yine bizi, çocuğumuzu, yanımızdan geçmekte olan bir başkasını; kadını, çocuğu, LGBTİ’yi, zihinsel ya da bedensel farklılığı olanı, düşkünü, yaşlıyı her türden azınlığı ya da savunmasız bir başka canlıyı vurur. “Beni ilgilendirmez” demeyip, buna dur demek elimizde.
    Gelelim homofobiye. Homofobi tartışmasız bir şiddet davranışı ve nefret suçudur. Bir ruh sağlığı profesyoneli olarak da, bir birey olarak da, salt “LGBTİ” olmanın bir suç ya da bir sapkınlık olduğunu düşünmüyorum. Ancak toplumun her bireyi gibi onlar arasında da suça, yanlışa yönelen kimseler olabilir, herkes gibi. O zaman da vatandaş olarak yine cinsel yönelimleri sebebiyle değil, işledikleri o suça ilişkin eleştirir, kınar, protesto ederim; herkes için geçerli olan yasalar devreye girer, o kadar.
    Ben yıllardır bu mesleğin içindeyim. Adli heyetlerde, cezaevlerinde, akıl hastanelerinde ve terapi odalarında binlerce şiddet mağduru ve fail tanıdım. Şunu gönül rahatlıkla söyleyebilirim, toplumdaki etiketlemelerin aksine:
1) Cinsel yöneliminden dolayı,
2) Ruhsal rahatsızlığından dolayı,
insanlardan korkmuyor, çekinmiyorum. Bu kişilerin toplumun geri kalanından herhangi bir nedenle daha tehlikeli olduklarına dair ne bir bilimsel veriye rastladım, ne de kişisel deneyimim oldu. Aksine toplumun genelinden daha az tehlikeli olduklarını da iddia edebilirim.
    LGBTİ’lerden bu kadar çok korkanların, yaygara koparanların, dönüp bu korkularının gerekçelerini kendi iç hesaplaşmalarında aramaları gerekiyor. Yönünü ülkedeki -en çok da erkekler tarafından gerçekleştirilen- ensest, taciz, tecavüz ve istismara çevirmeli insanlarımız, eğer sapkınlık ve suç arıyorlarsa. Korkacaksak onlardan korkalım, mücadele edeceksek onlarla mücadele edelim. Kendi halinde, karşılıklı rıza ile özel hayatlarını diledikleri gibi yaşayıp kimseye zarar vermeyenlerden değil.
    Ben Sinem Gedik ve İntizar’a yapılanlar “Homofobi ve kadına yönelik şiddettir” dediğimde, buna ilişkin şu şekilde itirazlar geldi: “Eşcinsel ve transseksüel olup toplumsal kabul gören ünlüler var. Biz burada aldatma olduğu için bu duruma karşıyız. Bu ahlaksızlıktır. Bunlar toplumumuz aile, ahlak yapısına ve dinimize terstir”. Aslında boşanma davasının detaylarını bilmiyorum, ilgilenmiyorum da, kişilerin özel hayatlarıdır, ne yaşandı hiç bilemeyiz. Bize de düşmez. “Dinden ve kul hakkından” bahsedenlerin başkaları “hak”kında bu kadar suçlayıcı ve yargılayıcı sözler söylemeleri, küfür ve hakaret etmeleri, “gıybet” etmelerini de Müslümanlık’la nasıl bağdaştırdıklarını anlamak mümkün değil! Bir başka ikiyüzlülük de budur!
    İnsanların zehir zemberek tepkilerini “aldatma”ya bağlaması, hedef şaşırtmaktan ve yüzleşemedikleri taraflarını inkardan başka bir şey değil. Peki, bu ahlak bekçisi insanımıza şu soruları soralım o halde: Çok iyi biliyoruz ki ünlüler camiasında aldatan, çok eşlilik yaşayan, evlilik birliği içindeyken başka kadınlarla beraber olan, sayısız kadından nikahsız şekilde sayısız çocuğu olan, çeşitli taciz, yolsuzluk, usulsüzlük, uyuşturucu tacirliği, zorla alıkoyma, tecavüz, şantaj vb suç olaylarına adları karışan, çok sayıda erkek ünlü var. Bana bu erkek ünlülerimizden herhangi birinin yapımcı firmasının (Kadın-erkek ve sosyal medya dayanışması ve durumun yasal mercilere şikayet edilmesi sayesinde gerçekleştirilen Talat Bulut örneği dışında), bu kişilerin işlerine bu gerekçelerden biri nedeni ile son verdiğine ilişkin bir kanıt sunabilirler mi? Bırakın kanıtı, kendilerinin bu kişileri, şimdi olduğu gibi hararetle protesto ettiklerine dair kanıt sunabilirler mi? Yoksa aksine bunlar çok da olağan durumlarmış gibi kanıksanıyor, yapılanlar “erkekliğin şanına” verilip bu kişilerin hayran sayıları ve popülerlikleri katlanarak artıyor, tüm bunlar kişilerin sahne üstüne sahne almalarına, dizi üstüne dizi çekmelerine mi vesile oluyor? Hangi ünlünün “ahlaka mugayir” gerekçelerle dizisini, konserini protesto ettiniz, hangisinin yapımcısına baskı yaptınız? Yoksa bizim geleneksel örf ve adetlerimiz, dini ve toplumsal duyarlılıklarımız sadece erkek cinsinden olanların dilediğince özgür olmasını mı gerektiriyor? Ekran karşısına sabitlendiğiniz o TV programları, dizilerde sunulan aile ve ilişki profilleri mi bizim geleneksel aile yapımızla uyuşuyor? Kaçınız kalkıp dizileri, insanların rezil rüsva edildiği evlilik, gelin kaynana, yemek yarışması programlarını RTÜK’e şikayet ettiniz? “Geleneksel toplum yapısına” uymasa da halk tarafından “kabul gören”, eril sistemi yanına alarak ilerlemiş, bir şekilde maddi ya da manevi olarak güçlenebilmiş, kadın ve LGBTİ ünlülerimiz de var elbette ama azınlıkta oldukları bir gerçek. Alın size bir ikiyüzlülük daha!
    Bizleri bu yazdıklarımızla ilgili ağır biçimde eleştirenler ve saldıranlar, kadınlardan ve azınlık olanlardan beklediklerinin aynılarını, ne zaman gücü elinde tutan ve erkek egemen sistemin temsilcisi olanlardan da beklerler, o zaman samimiyetlerine inanırız.
    Evet, şiddetin sadece bir biçimine karşı olup (belki de öyle görünüp), diğer biçimlerini görmezden gelmek, onlara davetiye çıkarmak; ortaklık ve aracılık ederek aslında bizzat uygulamak (hadi diyelim şiddet yanlısı değiller) ya bilinçsizlikten ya şiddet eğilimli oluşlarını inkardan ya da kimse kusura bakmasın, ikiyüzlülükten kaynaklanmaktadır. Girip insanların zaman tüneline, çeşitli durumlara ilişkin yaptığı birbirinden tutarsız ve acımasız, ikiyüzlü yorumlarını okuduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınız.
    Konunun bir başka önemli boyutu daha var. Bir çocuğunun velayeti davasında, çocuğun annesinin haberlere bu şekilde konu edilmesi, dava dosyasının çarşaf çarşaf köşe yazarları tarafından yayımlanması, bir takım fotoğraf ve videoların magazincilere (Bkz Cengiz Semercioğlu’nun konuya ilişkin yazısı ve saymakla bitmez diğer magazin haberleri) servis edilmesi, gerçeği yansıtmayan fotoğraflar ve kurgu metinlerle çok takipçili “erkek” hesaplarca bambaşka imalarla konunun “trendtopic” yapılması…Tüm bunlar “kadın”ı apaçık hedef gösteren bir şiddet davranışı olmasının yanı sıra, eril sistemin dayattığı “kutsal annelik” kavramı kullanılarak, boşanmış kadının cinsel yaşantısı ve özgürlüklerine de bir saldırıdır.
Tüm bu olanların çok vahim bir başka boyutu da, velayet davasında söz konusu olan çocuğun istismarıdır. Kendi çocuğu için bunu yaptığını iddia edenlerin, hem çocuğun ruh sağlığını hem de anne-çocuk ilişkisini (aslında baba-çocuk ilişkisini de) sakatladıkları, onarılması güç travmalar yarattıkları için vicdanları rahat mı? Bu ikiyüzlülük değil de, nedir?
Dijital ortamdan tamamen silinemeyecek binlerce haber, yorum ve fotoğraf… O çocuk bu çatışmalar arasında, neler olup bittiğine aklı ermeden, bunca bilgi kirliliği ve düşmanlık ortamında, ebeveynleri ile sağlıklı bağlar kurmaya çalışacak. Bu mümkün mü?
    Ebeveynler arasındaki mesele çocuğa yansımadan halledilmeli” derken biz, olan bitenden daha fazlası tüm topluma, tüm dünyaya yansıtılıyor, hem de kasıtla! Çok yazık! Çocuğun örselenmemesi mümkün mü? Hele ki toplumun gözü önünde oldukları için, ünlülerin çocuklarının örselenmeye daha da açık oldukları aşikarken. Buna hakkımız var mı? Bu çocuğa yapılanlar istismardır, çocuk hakları ihlalidir, suçtur.
    O çocuk sokakta oynayacak, okula gidecek, arkadaşları olacak. Evinde bu konuları kim bilir ne şekilde konuşan, sosyal medyada hunharca yorumlar yazan o ebeveynlerin yetiştirdiği çocuklar ile de illa ki arkadaş olacak. Yazdıklarının, söylediklerinin nereye gideceğini hesap etmeyenlere sözüm. Bu konular onun yanında açılmayacak, çocuk zorda kalmayacak, alay edilmeyecek, ötekileştirmeye zorbalığa uğramayacak mı sanıyorsunuz? Öyleyse fena halde yanılıyorsunuz. Peki, anne babasının adını internette arama motorlarına girdiğinde bu çocuğun karşılaşacağı manzara karşısındaki duygu karmaşasını, kafa karışıklığını, örselenmeyi hayal edebiliyor musunuz? Açıp binlerce yorumu okuyun, çocuğun annesi “ahlaksız” etiketiyle yerden yere vurulmakta.
    Kendi çocuklarının geleceğini düşündükleri için bu yorumlarını yazdıklarını söyleyenler; bu küçücük çocuk da bizim çocuğumuz değil mi? Anneyle ilgili yazdıklarınızla istismara suç ortağı olduğunuzun farkında mısınız? Hani çocuk istismarına karşıydınız? Bu ikiyüzlülük değil de nedir? Siz önce kendiniz başkalarını istismar etmeyin, bu ayıba ve suça ortak olmayın, yapana engel olun bakın idam tartışmalarına gerek kalıyor mu?
İstismar sadece fiziksel istismar değildir. Bugün sosyal medyadan binlerce insan ve onlarsa sorumsuz medya çalışanı Sinem Gedik ve çocuğunu, İntizar’ı istismar etmiştir. “Konunun çocuk istismarı ile ne ilgisi var, idamla ne ilgisi var diyenler” için umarım bu açıklama yeterli olmuştur.
    İster çekişmeli ister anlaşmalı olsun, boşanma aşamasındaki ya da boşanmış ailelerin, velayet davalarıyla uğraşan ebeveyn ve hukukçuların, bu ilişkiler hakkında atıp tutanların, bu haberleri sorumsuzca hazırlayan ve paylaşanların kişisel çıkar ve hırslarını bir kenara bırakarak; hepimizin bugünü ve geleceği olan çocuklarımızın ruh sağlığını, gelecekteki tüm ilişkilenme biçimlerini etkileyecek olan kişilik gelişimlerini, ille de çocuğun yüksek yararını öncelik kabul etmeleri, bir an önce “Ebeveyn yabancılaşma sendromu” hakkında bilgi edinmeleri şart.
Dava detaylarını bilemeyiz ancak sosyal medya linç konularından biri olan, “Eşcinsel ilişki yaşadığı için” annenin velayeti almaması gerektiğine dair bir cümle edeyim: Velayet davalarında cinsel yönelimin, velayet kararını tek başına belirleyecek bir ölçüt olması kabul edilemez!!
    Hukukçular ebeveynlerin tutumlarının, hem evlilik süresince hem de boşanma ve velayet davası sürecinde nasıl olduğunu yakından takip etmeli, çocuk hakkı ihlâli ve istismarı oluşturan durumların olup olmadığını iyice araştırmalı, çocuğun yüksek yararını gözeterek velayet kararını öyle vermelidir.
Ne yazık ki şiddet, eril tahakküm, intikam ve linç kültürü toplumun hemen her hücresine sıçramış bir kanser gibi. Dilerim tedavi olacak yıllar içerisinde. Ama önce hepimiz kendi evimizin önünü süpürüp kendi sessiz kalışlarımıza, yorum ve paylaşımlarımıza, dilimize ve eylemlerimize dikkat edelim. Şiddet dili ile kendimizi, toplumu, gelecek nesilleri zehirlemeyelim.
    Kendi adıma, yıllar içinde ben de pek çok “masum” “haklı” niyet ve söylemlerimin şiddete ve eşitsizliğe hizmet ettiğini öğrendikçe çok üzüldüm. Şiddetin her türü ile mücadeleye gönül vermiş bir kadın, bir anne ve bir psikiyatr olarak hala hata düzeltmekle geçiyor ömrüm! Hepimiz eril sistemin, bozuk çarkın ürünleriyiz sonuçta! Bu konuda okuyarak ve araştırarak hem dilimi hem de bakış açımı değiştirmeye çok gayret ettim, halen de ediyorum.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, her şeye körü körüne itiraz etmek yerine araştırmak, “ötekini” anlamaya ve karşımızdaki ile empati kurmaya çalışmak zorundayız. İnsan olarak bunu birbirimize borçluyuz.
    Barış ve huzur içinde bir yaşamın özlemiyle…
Uzm. Dr. Arzu Erkan Yüce
Psikiyatr, Psikoterapist
14.7.2018
İzmir
*http://www.psikiyatri.org.tr/basin/542/siddetin-onune-siddetle-gecilemez
Not. Yazı, anlam ve yazım hataları düzeltilerek güncellenmiştir.