Beyaz Kod, Önce Zarar Verme

 Giresun’da yaşanan hasta yakınının yanında hastası olmadığı halde ilaç yazdırma ısrarı sonucunda, hastane tarafından beyaz kod verilmesi sonucunda olay yerine gelen polis tarafından göz altına alınma işlemleri sırasında kişinin vefatı son derece üzücüdür.
 
Ancak iki yanlış bir doğru etmez.
Bu şekilde yanında hastanın kendisi olmadan ilaç yazdırmaya gelenlerle yaşanan sıkıntılar, doktorların da hasta yakınlarının da en büyük çilelerinden. İlacı yazmazsa doktor kötü ve vicdansız oluyor, hakaret ya da şiddete maruz kalıyor. Hastaya kıyamayıp, yakını kıramayıp hastayı görmeden ilaç yazıldığında ise doktor soruşturma geçiriyor ve yargılanarak ağır cezalar alıyor. Çünkü yasalarımız gereği doktorun bu şekilde ilaç yazılması suçtur ve cezası vardır.
 
Bakınız ben mecburi hizmette, günde en az 100 kadar hasta görmeye mecbur bırakılan hekimlerden biriydim. Onca yoğunluğun arasında yaşlı düşkün hasta ve zor durumdaki ailelere hak ettikleri ilgiyi göstermek isteriz ama bu nadiren mümkündür. Yaşlı hastalara öncelik verdiğim için diğer hastalar tarafından çok şikayet edilmişliğim, hakarete uğramışlığım, “polikliniği bırakıp” acile bu hastalara bakmaya gittiğim için çok soruşturma geçirmişliğim vardır. Aylık mesaimin yarısı, çocuğuma ayıracağım zamanın çoğu bu soruşturmalara savunma yazmakla, ifade vermekle geçti diyebilirim. Yaşlılara kıyamayan(!) halkımızı siz bir de muayene sırasını o hastalara verme noktasında görün!
 
Bir örnek aktarayım. Uzun süredir takip ettiğim Alzheimer’lı bir hastayı yürüyemediği için araçla hastane kapısına getirtiyor kapıda muayene ediyordum. (Evde muayene gerekirse de görevlendirme talep edip gidiyordum. Çünkü görev yerimizi terk etmemiz suçtur. Aynı şekilde heyete girecek, bakım aylığı alacak vs hastalar da acile getirtiliyor ve orada muayene ediliyordu.). İlacı yazdığımın aynı günü o hastam vefat etmiş. Ölmüş hastaya ilaç yazma suçu ile 13 liralık ilaç için “devleti dolandırmak” gerekçesi ile, olaydan bir yıl sonra soruşturma geçirdik, ben de, eczane de, hasta yakını da…İmama kadar ifadesi alındı herkesin. Hastanın ölüm saati, defin raporu, hastane kamera görüntüleri, personel tanıklığı vs sayesinde zar zor aklandık. Bu sadece bir örnek. Bu kadar kuralcı ve tedbirli olmasaydım daha neler yaşayacaktım kim bilir? Bu soruşturmalara harcanan zamanlarda kaç hastaya şifa olunurdu, çok yazık.
 
Hastalar usulsüz bir konuda ısrar ederse beyaz kod vermek de doktora bakanlık tarafından verilen bir emirdir. Doktor, kendini, personelini, diğer hastaları ve sürdürdüğü hizmeti korumak zorundadır.
 
Bu tür durumlar için evde bakım hizmeti doktoru vardır. Bu tür durumlarda görevli doktor eve gider hastayı o görür ve ilacı o yazar.
 
Giresun’da yaşanan üzücü olayda hasta yakını, bu hizmeti almak için buna yetkisi olmayan doktordan reçete yazımını talep etmiş, doktoru zorlamış, bir türlü ikna edilememiş, diğer hastaların tedavisine engel durum oluşunca beyaz kod verilmiştir.
 
Hiç bir doktor durduk yere beyaz kod vermez. Çünkü beyaz kod verdiğinizde, polikliniğinizi bir süreliğine kapatmak zorunda kalacağınızdan, bekleyen diğer hastaları mağdur etmekten çekinirsiniz. Maruz kaldığınız şiddeti görmelerine rağmen sırada bekleyenler genelde hiç bir şey olmamış gibi işinize devam etmenizi beklerler. Hasta hakları birimleri (varsa) hastalara yükümlülük ve sınırlarını da bildirmek yerine sırf şikayetlerini almakla meşgul olduğundan, uzlaştırıcı ara bulucu biri de çıkmaz karşınıza. Hastane idaresi olayı kapatmaya çalışır. Beyaz kodu verirseniz, bir sürü belge doldurur, onlarca telefon görüşmesi yapar, günlerce haftalarca bürokratik işlerle uğraşırsınız. Şahısa karşı bakanlık dava açar, defalarca ifade verirsiniz, tüm personel, tanıklar mahkemelere gidersiniz, bu süreç bazen yıllarca sürer. Eş dost tanıdık baskısıyla en yakın personeliniz, sekreteriniz bile tanıklıktan çekilebilir. Tüm bunlar olurken raporlu izinli falan olmazsınız. Olayı yaşadığınız aynı poliklinikte eski temponuzda hasta bakarken, bir de tüm bunlarla uğraşırsınız. Üstüne “Ne gereği vardı, tatlılıkla halledemez miydin? Bak ben ne güzel empati yapıyorum. Sen de biraz sinirli misin? acaba diyen amirleriniz, meslektaşlarınız çıkar karşınıza. Zaten genelde idarecilerin başına gelmez böyle vakalar. Bilmiyorlardır ki sıra henüz onlara gelmemiştir (Bana böyle diyen ve benimle dalga geçen bir eski yöneticim geçenlerde gazetede haber oldu. Hastanın söylediği tedaviyi yapmadığı için, hasta yakını saldırmış “beyaz kodluk” olmuşlar. Doktor o gün protesto ederek polikliniği kapatmış. Umarım idareci iken meslektaşlarına yaptığı haksızlıkları kendi başına gelince anlamıştır). Tüm bu nedenlerle beyaz kod vermeden önce, tüm yolları dener, başka bir yol olup olmadığına buna değip değmeyeceğine karar verene kadar kırk kez düşünürsünüz. Hiçbir hekim zorda kalmadan bu süreci göze almaz.
 
Urfa’da meslektaşımızın kafasında kaldırım taşı kırıldığı olay henüz çok taze. Peki o gün o olaydan önce hastanede üç başka şiddet olayı olduğu ve beyaz kod verilmediğini biliyor muydunuz? Belki ilk olayda beyaz kod verilseydi, diğer olayların olması açısından caydırıcı ve önleyici olabilirdi. Demek ki yukarıda saydığım nedenlerle beyaz kod vermekten kaçınıp canlarını, başka hastaların canlarını ve sağlık hizmetini tehlikeye attılar.
 
Sosyal medyadaki yaratılan yanlış algının aksine “beyaz kod” intikam almak için verilen bir kod değildir. Bir yardım çağrısıdır. Bunu gerektiren durumlarda bu kodu vermemek hekimin suçu ve görevi ihmalidir. Asıl hekim kodu vermeseydi suçlu olurdu.
 
Giresun’daki doktor hanım hastanın kendisi gelmeden yazsaydı ilaçları, hastayı muayene fırsatını ortadan kaldırdığı için hastanın zehirlenmesine ya da zarar görmesine de neden olabilirdi.
 
Hastayı görmeden ilaç yazmak büyük bir ihmal, hata ve suçtur. Kaç kez bu nedenle sorun yaşadığım bir aile hastasını ısrarım üzerine getirdiğinde; diyabetik ketoasidoz tanısı koyup yoğun bakıma yatırmıştım, ölümün eşiğinden döndü. O ilaçları sırf aileyle sorun yaşamamak için ya da zor durumdaki hasta yakınına kıyamadığım için, hastayı görmeden yazsaydım benim elimden olacaktı hastanın ölümü. Yakını iyileşen aile nasıl özür dileyeceğini, teşekkür edeceğini şaşırmıştı. Bir kaç kez de hastanın ilacı gereksiz yere kullandığını fark edip kesmiştik. Bir hastanın muayeneye getirtilmesi sayesinde geçici inmeler yaşadığını fark etmiş, acilen nörolojiye sevk etmiştik. Bir hastanın ilacı yanlış kullanıp iç kanama geçirdiğini fark etmiştik. Yoğun bakıma yatırmıştık. Bu örnekler saymakla bitmez.
 
Bir başka tehlike de şudur. Doktor bir hastaya görmeden ilaç yazarsa bu hastanın o saatlerde hastanede olduğuna dair adli kanıttır. O saatte başka bir yerde suça karışmış, ölmüş, öldürülmüş bir kişinin o saatte hastanede olduğuna dair şahitlik/kanıt demektir o reçete.
 
Çok gördük hastanın kullanmadığı halde üzerine yazdırılmak istenen, kötüye kullanılan ilaçlar, ticari ilişkiler, SGK’yı dolandırmalar…Hekimin elinde reçete yazma yetkisi var diye suça teşvik edilmesi, bunu yapan hekimler (ne yazık ki) var diye yapmayanların tu kaka olmasını anlamak mümkün değil!..Su-i misal emsal değildir!
 
Hastalarımıza neyin doğru olduğunu bir türlü anlatamamamızın bir başka nedeni yasaları ihmal eden, “ne var canım bunda, istisnalar kaideleri bozmaz, vs vs…” diyerek kural ihlali yapan diğer hekimler ve onları buna zorlayan idarecilerdir. Sağlıkta şiddeti besleyen o kadar çok hekim var ki kendi keyfi uygulamaları ile diğer hekimleri açık hedef haline getiren. Bence tartışılması gereken en önemli konulardan biri budur. O tanıdık, bu yaşlı, bu filancanın akrabası, raporlar, usulsüzlükler, adaletsizlikler….bir grup hekimi fena halde zan altında bırakıyor. Halkın hekime bakışını zedeliyor.
 
Hastayı görmeden ilacını yazan doktorlar da bunun suç ortağıdır. Diğer meslektaşlarını zor duruma düşürür. Yasal olmayanı yaparak, bunu yapmayan doktoru vicdansız durumuna düşürür. Etik olarak hatalıdır ve bencildir. Bunu yaptığını savunan ve alenen beyan eden hekim kendini ihbar etmektedir ve hakkında başlatılacak yasal işlem hepimiz açısından ne doğru ne yanlış yol gösterici olacaktır.
 
Doktorun hastayı görmeden ilaç yazmaması, beyaz kod vermesi doktor kaprisi değildir. Doktor kaprisi diye bir tanım yoktur. Doktor diye bir canlı türü yoktur. Doktor ve hastalar diye iki düşman saf da yoktur. Bankada, noterde, özel hastanelerde nasıl kişinin kendisi gelmeden işlem yapılamazsa, devlet hastanesinde ve aile sağlık merkezlerinde de bu böyledir. Dikkat ederseniz zaten özel hastanelere bu taleple gitmeniz söz konusu bile değildir, çünkü asla bunu yapmazlar. Özel hastaneler için ve diğer kamu kuruluşları için geçerliliği olağan kabul edilen bu kural, nedense devlet doktoru tarafından uygulanınca vicdansızlık olarak görülür.
 
Hasta görülmeden ilaç yazılmaz. Bu yasa ile tanımlıdır. Keyfi değildir. Doktorun vicdansızlığı değildir.
 
Bizler hastalarımız için daha geniş planlı düşünmek zorundayız. Bir annenin evladının iyiliğini düşünmesi gibi, yeri geldiğinde sevimsiz görünmek pahasına hastalarımızın sağlığını, bazen hastalarımıza rağmen savunuruz. Hasta yakını ilacı yazdırıp gitmeye bakar, bizse “önce zarar vermemeye” bakarız.
 
Bu güne kadar mesleğimi icra ederken sırf yasaları ihlal etmediğim için kaç kez saldırıya uğradım, tehdit edildim, beyaz kod da verdim, bir kez bile polisin saldırgana böyle davrandığını görmedim. Değil 82 yaşındaki birine, herhangi birine ters kelepçe ve biber gazı işkencedir. 82 yaşındaki birine ters kelepçe yapıp biber gazı sıkan polis değil midir burada sorumluluğu araştırılması gereken? Kontrol altına alınmaya çalışılırken kişinin polisin silahını almaya davrandığı, o nedenle kelepçelendiği iddia ediliyor bilemem. O konu benim bilgim, uzmanlığım dışında. Yorum yapmak bana düşmez.
 
Bu türden olaylarda medyanın haber dili ve haberi sunuş biçimi son derece hatalıdır. Basın ve medya çalışanları artık şiddet pornografisinden nemalanmaktan vazgeçmeliler. Suçu ispat edilene kadar herkes masumdur. Son zamanlarda artan şiddet olaylarını hiçe sayarcasına doktor hanımın isminin medyada açık edilmesi, suçlu olduğunun ima edilmesi hiçbir meslek ahlakına sığmaz ve suçtur.
 
Günde yüze yakın hasta muayene edip; çoğu sekretersiz çalışan, telefona, bilgisayara, yatan hastaya, heyete, nöbete, acile yetişmeye çalışırken bin parçaya bölünen doktordan her bir kişiye tek tek kuralları anlatması, güler yüz göstermesi mümkün değil. Hadi itiraf edelim kendi ana babamızdan, eşimizden, yakınlarımızdan görmüyoruz o kadar şefkat güler yüz. O doktorlar emin olun hastalarına gösterdikleri özveri, şefkat ve güler yüzün onda birini, kendine yakınlarına gösteremiyor. Doktorların çoğu bu iletişimsizlik ve hizmet koşullarındaki tüketicilik nedeniyle antidepresan kullanıyor. İntihara kalkışıyor. En verimli çağlarında devletteki görevlerinden istifa ediyor.
 
Sağlık sisteminde çok ciddi sıkıntılar var ve çoğu hekim tükenmiş durumda. Hastaları doktorsuz kalmasın diye rapor ya da izin kullanmadan hasta hasta iş başı yapan binlerce doktor var.
 
Doktordan beklediğiniz anlayış ve güler yüzün yüzde kaçını yakınlarınıza gösterebiliyorsunuz, kaçını başka kamu kuruluşundan ya da bir başka meslek grubundan bekleyebiliyorsunuz acaba?
 
Burada olayın aslını ve doktora sağlık bakanlığı tarafından verilen emirleri ve yasayı bilmeden doktoru suçlamak, kişiyi hedef göstermek, nefret suçu işlemektir.
 
Kaybettiğimiz vatandaşımıza Allah rahmet eylesin, çok üzgünüm. Ama hedef şaşırtmak da hiç adilane değil. Ailenin avukatı bile suç teşkil eden ve asılsız ifadelerini hemen sildi sosyal medyadan.
 
Olayların aslını bilmeden yaptığımız yorumlar bu şiddet ve nefreti besliyor.
 
Lütfen bilmeden yorum yapmayalım.