An’da Kalmak, Farkındalık, Mindfulness

Bilinç sürekli geçmişte yaşadıklarımızı hatırlıyor ve gelecekte yaşayacaklarımızı kurguluyor. Bu durum şimdiki zamanın gerçekliğinden uzaklaşmaya mı sebep oluyor?

Geçmişi hatırlamak ve geleceği kurgulamak, anlamlı bir yaşam için kuşkusuz gerekli! Son yüz bin yıl içinde geçirdiği evrimle, beynimiz temel görevi hayatta kalmak olan arka-eski bölgelerinden gelen mesajlarla, üst düzey bilişsel yeteneklerden sorumlu yeni-ön bölümden gelen mesajlar arasında sürekli uzlaşma gayretindedir.

Geçmiş zihnimiz tarafından yorumlanarak; anılar, duygular, beden duyumları, görüntüler ya da sesler şeklinde ağ haritalarında depolanır. Geçmişteki olayları bire bir temsil etmeseler de, çağrıştırdıkları iklim gerçekçidir. Beynin hayatta kalmaya dönük en eski kısımları, olumsuz yaşantı ve tehditleri araştırır, bunları hatırlatma ve alarm verme görevi üstlenir. Temelde bizi korumak için var olan sistem, günlük yaşamda yerli yersiz kendini gösterebilir, yoğun bir stres hormonu salgılatarak bugünümüzü zehir edebilir. Bu geçmişten neden kopamadığımızı açıklar. Bu sisteme teslim olmak; kararlarımızı ve davranışlarımızı yanlış yönlendirebilir.

Ön beyin ise; odaklanma, duygu yönetimi, karar verme, planlama, zihinsel esneklik, zaman yönetimi gibi üst düzey bilişsel işlemlerden sorumludur. Ancak beynimizin yeni gelişen bu bölümü, bu zorlu görevlerinde henüz eski beyin kadar ustalaşmamıştır.

Beynin çeşitli bölgelerinin kimi zaman birbiriyle çelişmesi ve işbirliği içinde çalışmaması, kendi zihnimizin çalışma prensiplerini bilmememiz; geçmişi yorumlama, şimdiki zamanı yönetme ve geleceği tasarlamakla ilgili güçlükleri doğurmaktadır.

Mesleki, ailevi veya duygusal yaşamın inşasında karşılaşılan zorluklarda bu durumun etkisi var mıdır?

Binlerce yıl önce sadece hayatta kalmaya dönük eylemler ve bir gruba ait olmak türümüzün devamı için yeterliydi. Oysa modern dünyanın bunlara ek olarak sunduklarına ve bizden beklediklerine yetişmek artık mümkün değil.

Günümüz yaşam biçimi aynı anda pek çok yerde olmayı ve her konuda çok iyi olmayı dayatıyor. “Yeterince iyi hissetmek” için artık daha fazla şey yapmak zorundayız. İlişkilerde kendiliğindenlik ve doğal paylaşımlar yerini zorunluluklara bıraktı. Günümüz kendimizi ötekilerle sürekli biçimde kıyaslamak ve acımasızca eleştirmek, sahip olduklarımızı anlamlı bulmayıp, ulaşamadıklarımıza odaklanmak, pek çoğu hiç gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek felaket senaryolarına karşı önlem almaya çalışmakla geçiyor. Tüm bunlar müthiş bir belirsizlik ve gelecek kaygısını beraberinde getiriyor.

Şimdiki anı daha iyi yaşayabilmek için geçmişle hesaplar nasıl kapatılabilir?

Geçmişle ilgili kapatılamayan hesaplar genelde tamamlanmamış yas süreci ile ilişkilidir. Yas, kayıba karşı verilen sağlıklı bir tepkidir. Ölüm, sosyal alanda yaşadığımız bir kayıp, travmalar, incitilme ve pişmanlık duyduğumuz hatalarımız yas tepkisi oluşturur. Elisabeth Kübler-Ross yasın; inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme aşamaları olduğunu tanımlamıştır. İnkar ve öfke aşamasında takılı kalırsak, “yas işini işleyemez”, kaybımızı kabul edip yolumuza devam edemez, şimdiki zamanı yaşayamayız.

Geçmişe takılı kalmanın bir başka nedeni de travmatik anıların bellek ve bedenimizde yarattığı kalıcı izler nedeniyle zamanın algı ve akışının bozulmasıdır. Travmatik yaşantılar başı, ortası ve sonu olan bir hikayeye dönüştürülüp anlam kazanana değin açık kalır.

Bilinenin aksine, hesapları kapatmak demek suçluyu affetmek, yenilgiyi kabul etmek demek değildir. Tam tersine bizi bu denli acıtmaya devam etmesine izin vermemektir. Kendimizi korumak için, geçmişe sıkı sıkıya tutunmak ve tekrar “gafil avlanmamak için” geçmişi canlı tutmayı seçmek gibi  bir önleme ihtiyaç yoktur. Burada çözümün kendisi sorun haline gelir çünkü ne kendimize ne geleceğe güvenebiliriz. Bazen de değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul etmek ve şimdi ve buraya odaklanmak gerekir.

Gelecek nasıl daha iyi tasarlanabilir? Gelecek konusunda insanlar bazen çok karamsar, bazen de fazla idealist. . .

Modern yaşam baştan çıkarıcı, talepkar ve oldukça dikkat dağıtıcı. Her şeyi başarmak, mutlu olmak, sürekli olumlu düşünmek zorunda değiliz. Hatalardan kaçmaya ya da kurtulmaya çalışmaktansa onlardan öğrenmeye çalışmalıyız. İyi bir yaşam kurmak için can sıkıcı şeylere de hazır olmalıyız. Yaşam denen madalyonun tek bir yüzüne bakamayız, her iki yüzünü de kabul etmek zorundayız. Mutlu gelecektense içsel zenginliği olan, dolu ve anlamlı bir gelecek tasarlamalıyız. Her şeyi kontrol etmemiz gerektiği ya da kontrol edebileceğimiz yanılgısından kurtulmalıyız.

Yaşamı iyileştirmek adına şimdiki zamana nasıl daha fazla odaklanılabilir ?

Farkındalık içinde bulunduğumuz beden, zaman ve mekanda olduğumuzun ayırdında olmaktır. Yaşamımızı borçlu olduğumuz nefes, farkındalığımıza ulaşmada önemli bir kılavuz olabilir. Kendinizi merkezinize almanızı sağlar. Olaylar esnasında alacağımız derin bir nefes ve olan biten ne varsa yargısızca gözlemlemek, ne hissettiğimizi ve ne düşündüğümüzü izlemek, duygu ve düşüncelerimizle aramıza mesafe koymamıza yardımcı olur. Gün içinde nefesimize odaklanmak, derin ve sakin nefesler alıp vermek bu yeteneğimizi artırır. Rutin etkinliklerimizde; tat, koku, ısı vb. yaşantılarımızı gözlemlemek, yavaşlamak ve farkına varmak ana odaklanmamızı sağlayacaktır.

Sanıldığının aksine duygu ve düşüncelerimiz bizleri her zaman doğru yönlendirmezler. Bunlara kapılmak yerine derin bir nefes almak, kendimizi gözlemlemek ve değerlerimize yakın eylemlere yönelmek bir çözüm olabilir.

Bu konuda farkındalık, kabul ve kararlılık terapisi ile ilgili kitapları okumak, yogayı deneyimlemek, sanat ile uğraşmak, yazmak; bunlar yeterli gelmiyorsa terapi desteği almak oldukça yardımcı olacaktır.

Sonuç olarak şimdiki zamanı geçmiş ve gelecek arasında nasıl konumlandırmalı? Yaşanılan anı bir köprü olarak görmenin yaşama olumlu katkıları olabilir mi?

Yaşam anlardan oluşur. Su damlalarının bir araya gelerek bir nehri oluşturması gibi. Tıpkı nehirdeki akış gibi yaşamın da bir akışı vardır. Geçmiş ve bugün bu nehrin akışına yer yer hız kestiren, set çeken ya da akış yönünü değiştiren engellerle dolu olabilir. Bu bize gelecekte de engellerle karşılaşacağımız korkusu yaşatır ve yolculuktan endişe ederiz. Nehir bizim yaşam alanımız. Yolculuktan korkmanın, kaygılanarak kürek çekmeyi bırakmanın, daha hızlı ya da ters yöne kürek çekmenin bize bir yararı olmayacaktır. O nedenle nehrin akışına kendimizi bırakmak, yolculuğun tadını çıkararak, güvenli bir biçimde kürek çekmeye devam etmek zorundayız.

Geçmişle barışmak

Psikiyatrist Uzman Dr. Yüce, geçmişte yaşanılan travmaları, maddi ve manevi kayıpları telafi etmek için, aşağıdaki eylemlerde bulunmayı öneriyor.

*Olay hakkında konuşun.

*Duygu ve düşüncelerinizi paylaşın.

*Yakın ilişkiler ve sağlıklı bağlar kurun.

*Yaşamınızı anlamlı kılabilecek çeşitli etkinliklerle meşgul olun.

*Kayıpların yarattığı boşlukları telafi edebilecek anlamlar inşaa etmeye çalışın.

*Değerleriniz doğrultusunda hareket edin.

Kişi bazı yaşadıklarını iç dünyasında kendi çabası ile sonuçlandıramıyorsa ve bunlar kişinin yaşam kalitesini düşürüyorsa bir psikoterapistten yardım almak gerekebilir.

Zaman algısında değişim

Şimdiki zaman algısında normal dışı, dikkat çekici bir değişim, ruhsal bir rahatsızlık belirtisi olabiliyor. Psikiyatrist Uzman Dr. Yüce, çoğu ruhsal rahatsızlıkta kişinin “şimdi ve burada” kalamadığını, geçmiş ve gelecek arasında adeta sürüklendiğini belirtiyor.

*Akut Stres

*Travma Sonrası Stres

*Somatizasyon

*Amnestik Bozukluklar

*Disosiyatif Bozukluklar

*Dikkat Eksikliği

*Hiperaktivite

*Depresyon

*Mani

Çocuklardan örnek alın

Psikiyatrist Uzman Dr. Yüce şimdiki ana odaklanmanın en güzel örneğinin çocuklarda bulunduğunu söylüyor: “Şimdiki zamana odaklanmak, aslında çocukken çok iyi yaptığımız bir şeydir. Arkadaşımızla küser beş dakika sonra barışır, oyuna, çizgifilme dalar gideriz. O anı dolu dolu yaşarız. Önceyi ve sonrayı pek düşünmeyiz. Ancak “büyüklerimiz” deneyimlerimizi hatırlatarak geçmişle, kötü olasılıkları hatırlatarak da gelecekle bağlantı kurmayı öğretirler. Artık sürekli düşünülmesi ve yapılması gerekenler vardır ve anda kalmaya pek de izin yoktur. Bir şeyi deneyimlerken o deneyimin içinde kalmayı işte böyle unuturuz.”

Kısa biyografi

Psikiyatrist Uzman Dr. Arzu Erken Yüce, Türk Psikiyatri Derneği, Türk Tabipler Odası, Kognitif ve Davranışçı Psikoterapiler Derneği, Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Derneği üyesidir. İzmir’deki muayenehanesinde psikoterapist psikiyatrist olarak hizmet vermektedir.

Hazırlayan: Nihan Karahan

Bu röportaj Psychologies Türkiye Dergisi Mayıs 2018 Sayısında yayımlanmıştır.