Bir kadın olarak çağdaş eğitimin tüm olanaklarından yararlanabilmiş, kendi işimi kurabilmişsem, kimseye muhtaç olmadan bu koltukta oturuyor; kadın-erkek, dil, din, ırk, mezhep, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, siyasi görüş ayırmaksızın herkese eşit hizmet verebiliyorsam ve hürsem, senin kurduğun Cumhuriyet’in ve izinden gelenlerin sayesindedir Ata’m.
“Atatürk’üm sen çok yaşa. Seni çok seviyoruz. Bu vatanda sen çok yaşa. Bir hastalığa kapıldın biliyoruz, işin bitmişti, çok hastaydın, o yüzden gözlerini kapadın, bizi bırakmak istemezdin. Biz senin için herşeyi yapıyoruz. Biliyoruz sen bizi gökten izliyorsun. Seni çok çok seviyoruz”.
Bunlar da -gerilmiş yaydan fırlayan okmuşcasına önümüzde ilerleyip de-
arkadan gelen  neslin temsilcilerinden kızımın 6 yaşındaykenki cümleleri.
Yazıda geçen “İşin bitmişti” kısmını anlamamıştım. Kızım, açıkladı: “İşin bitmişti, yani herşeyi yoluna koymuştun. Artık eserini gelecek nesillere, bizlere emanet edip huzurla uyuyabilirdin”… Peki eserlerine, kazanımlarımıza sahip çıkabildik mi? Çok üzgünüm. Maalesef çok şeyler yitirdik ülkecek kazanımlarımızdan. Dünyanın da dibi çıktı çıkacak…
Ancak yeni nesil, senin torunların olan bizlerin çocukları… İşte onları aydınlık günler için birer kıvılcım olarak, geleceğe hazırlıyoruz. Biz belli ki işimiz henüz bitmeden gözlerimizi kapayacağız, geleceğimizi gençlere emanet ederek… “Atatürk’üm bu vatanda sen çok yaşa!”
Saygı, minnet ve şükranla anıyorum.